ÇOCUĞUNU REKLAMA MARUZ BIRAKMA

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

Dünyanın şu an içinde bulunduğu pandemi dönemi sebebiyle evlerde olmanın getirdiği zorunlulukla normal zaman rutinlerimiz değişti. Özellikle çocukların kreş ve okullara gidememeleri ve de parka dahi çıkamamaları normal zaman akışı içindeki tablet, bilgisayar, telefon ve televizyon kullanım süresini ve çeşidini artırdı. Kullanım süresi arttıkça da çeşitli reklamlara maruz kalma oranları arttı.

Reklam, bir ürün ya da hizmeti tanıtmak ve sattırmak hedefiyle hem ilgi çekici hem de satın alma davranışını sağlamada uyarıcıdır. Reklamların yönlendirici mesaj içeriği sayesinde çocuklara satın alma davranışı da kazandırmaktadır. Öner’e göre, reklamın gücü, satın alma yetisi gelişmemiş çocuklar üzerinde etki uyandırarak gerçekçi olmayan satın alma kararları verdirmesidir. Bu tespit çocuk-reklam ilişkisi bakımından önemlidir. Reklamlar, hatırlatmaya dayanan kısa, renkli ve hareketli tekrarlarla artan izleme çekiciliği ile sloganlaştırdığı reklam mesajları ve müzikleri eşliğinde hatırlanmayı kuvvetlendirmektedir. Bu türlü kolay hatırlanabilir ve çekici reklamların, çocuklar üzerindeki etkinliğini arttırdığı somut bir gerçek olarak görülmektedir. Böylece çocuk ile ürün ya da marka arasında olumlu tutum ve duygusal ilişki gelişmektedir (Dağlı ve Hacıbektaşoğlu, 2015).

Günümüzde artık reklamcılar giderek daha etkin stratejiler uygulamakta, bireylerin duygularıyla oynayarak satın almayla ilgili olarak bireyler  ‘akılcılıktan’ uzaklaştırmaktadır. Bu konu, çocuklara yönelik reklamlar söz konusu olduğunda giderek artan sayılarda olduğu ve çocukları kolay etkileyebildiği için önem taşımaktadır(Ertunç, 2011).

Çocuklar açısından reklamların etkisine en açık olunan dönem, dünyanın kendi merkezinde döndüğüne inanılan, herhangi bir konuyla ilgili çok boyutlu düşünülemeyen ve de rasyonel algı ve kavramadan uzak olunan 2-7 yaş arasını kapsayan dönemdir. Amerikan Pediatri Akademisi’nin araştırma bulgularına göre  “reklamlar çocuklar üzerinde doğrudan aldatıcı ve 8 yaş altı çocuklar için istismar edici bir nitelik taşımaktadır.” (Ertunç, 2011).

Reklamın kısa ve uzun dönemli etkileri çocuklar için hem bireysel hem de toplumsal sonuçları bakımından anlamlıdır. Buna göre;

  • Kısa dönemli etki, reklamın da amaçladığı ürün ya da hizmete yönelik çocuklarda ikna yoluyla satın alma isteği oluşturarak satın alma kararını sağlamaktır. Bu isteği ailelerine ileten çocuk olumsuz bir cevap karşısında yine reklamın ikna edici vaatleri sonucu hayal kırıklığı yaşayabilir.
  • Uzun dönemli etkiler ise psikolojik, ekonomik ve sosyolojik konular olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle reklam mesajları ile yanlış beslenme alışkanlıklarına neden olabilecek gıda ürünlerinin neden olacağı sağlık sorunları, reklamda belli bazı kalıp yargıların çocuğun zihnine yerleştirilmesi, tüketim ve bununla ilgili değerlerin benimsetilmesi ve kendi bedeni üzerinde yoğunlaşan türden algının yerleştirilmesi bu konulardan birkaçı olarak sıralanabilir.
  • Reklamlardan çocuklar yetişkinlere oranla çocuk olmaktan kaynaklanan çeşitli fizyolojik ve psikolojik nedenlerle çok daha derinden etkilenir ve bu etkilenme doğrultusunda tutum ve davranış geliştirirler. Reklamın görsel ve işitsel albenileri nedeniyle reklam izlemeye çok fazla zaman harcandığında, çocukların arkadaşları ya da çevreleriyle sosyal etkileşime girme süreci engellenerek ilişkilerin zayıflaması sorunu ortaya çıkmaktadır.
  • Televizyon reklamları artan çekicilikleri ile çocukların zaten ilgi duyduğu çikolata, kola, cips gibi kalorisi yüksek, besin değeri çok düşük gıdalara yönelik ilgiyi ve bunları tüketmeye yönelik isteği açıkça daha da artırmaktadır. Bu türden gıdaların aşırı tüketimi ise çocuklarda dengesiz beslenme sonucu ciddi sağlık sorunlarına neden olmaktadır(Ertunç, 2011).

Teknolojinin vazgeçilmez bir hale geldiği günümüzde, ne yazık ki ebeveynler için çocuklarını televizyon, akıllı telefon ve diğer taşınabilir aletlerden uzak tutabilmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir.. Ebeveynler, çocukları ile bu yönde tartışmak ve onları teknolojiden tamamen uzaklaştırmaya çalışmak yerine, medya okuryazarı olarak yetiştirmeye çalışmalıdırlar(Dağlı ve Hacıbektaşoğlu, 2015).

Okul öncesi çocuk, dönem özellikleri nedeniyle kendisi henüz bir birey olarak medya okuryazarı olma yetisine sahip değildir. Elbette ki ebeveynler çocukları zararlı içeriklerden, uzun izleme sürelerinden uzak tutarak korumacı bir yaklaşım da sergilemek durumundadırlar. Ancak ebeveynin medya yetkini olması çocuğun küçük yaşlardan itibaren medya okuryazarı olma, iletilere eleştirel bakabilme ve yorumlama yeteneğinin gelişmesi yolunda ilk adımlarını atılmasını sağlayabilir. Ebeveynin televizyon izleme konusunda çocuğu yönlendirmesi, bilgilendirmesi, maruz kaldıkları konusunda duygularını ifade etmesini fırsat verecek bir iletişim içinde olması çocuğun medya okuryazarı olma yolunda davranış kazanmasını sağlayabilir( Kalan,2010).

Kaynakça

  1. Dağlı, Ö. ve Hacıbektaşoğlu, E. (2015). Televizyon Reklamlarının Çocuk-Aile İlişkisi ve Boş Zaman Kavramı Ekseninde Değerlendirilmesi. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 0 (1) , 183-212 .
  2. Ertunç, F. (2011). Çocuk Dünyasında Reklamın Rolü: Televizyon Reklamlarında Çocuklara Yönelik Düzenlemeler, Uzmanlık Tezi, T.C. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Ankara.
  3. Kalan, Ö. (2011). Medya Okuryazarlığı ve Okul Öncesi Çocuk: Ebeveynlerin Medya Okuryazarlığı Bilinci Üzerine Bir Araştırma. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi 1(39) , 59-7.

Büşra YILMAZ

Psikolojik Danışman

 

Bugüne Kadar Toplam 274 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme