Kaygıma Saygı Gösterin!

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

Kaygılı bireyler veya kendine güvenen bireyler yetiştirebilmenin temeli yaşamın ilk yıllarında başta anne baba olmak üzere kurulan bağlarla doğrudan ilişkilidir. Bunun sebebinin çocukların doğdukları andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayan kişi veya kişilere olumlu bağlılık göstermesi diyebiliriz. Çocuk kendini güvende hissettiği ilişkiler geliştirir ve bu ilişkiler sayesinde çocuk hayatta var olmaya çalışır. Bu var olma çabası sadece çocuklukta yaşanıp biten bir süreç değildir. Hepimizin hayatta var olma çabası devam ediyor ve çocuklar bunun her anına şahitlik ediyor. Tartışmamıza, yaşadığımız strese ya da endişelendiğimiz bir ana… Tüm bunlar yaşanırken çocukların duygularını bir yetişkin gibi kontrol etmesini beklememeliyiz. Biz yetişkinler dahi duygularımızı her zaman stabil yaşayamıyoruz çocuklar nasıl yaşasınlar? Çocukların farkındalığını basite indirgemeden tüm yaşananlara şahit olduklarını göz önünde bulundurarak hareket etmemiz gerekir. İşte tam da bu noktada anne ve babalara büyük rol düşmekte çünkü kaygı bozukluğu çağımızın büyük bir problemi haline gelmiş durumda. 

Günümüzde, kendine güvenen, bağımsız davranabilen, yaratıcı, atılgan, araştırıcı, uyumlu ve kaygı yaratıcı durumları denetleyebilen kişilere ihtiyaç olduğu kabul edilen bir gerçektir. Bu bireylerin sorunsuz ve üretken olabilmelerinde anne ve babalara büyük görevler düşmektedir. Doğumdan itibaren çocuğa en yakın olan kişiler ebeveynleri olduğundan çocuktaki güven duygusunun temeli aile ortamında atılmaktadır. Anne, baba ve çocuk arasındaki olumlu ilişkiler, yaşam boyu devam ederek bağımsızlık ve yeterlilik duygusunun gelişiminde önemli olmaktadır. Özellikle anne ve baba, çocuğun kişiliğinin oluşumunda önemli rol oynayan özdeşim modelleri olduğundan, çocuk bu özdeşim modellerini kendisine örnek alarak yaşamla ilgili olumlu ve olumsuz davranış kalıpları geliştirebilmektedir. Dengeli, duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında büyüyen çocuk, gelişimi için gerekli olan deneyimleri elde edebilir. Özsaygısını kazanarak hoşgörülü olmayı, güven duygusunu kazanarak kaygısız ve bağımsız davranabilmeyi başarabilmektedir ( Aral 1997; Başar, 1996; Yörükoğlu, 1992;).

Kaygı iç ve dış dünyadan kaynaklanan bir tehlike olasılığı ya da kişi tarafından tehlikeli olarak algılanıp yorumlanan herhangi bir durum karşısında yaşanan bir duygudur. Kişi kendisini bir alarm durumunda ve sanki bir şey olacakmış gibi bir duygu içinde hisseder. Kaygı ile korku genellikle birbirine karıştırılmaktadır. Aralarındaki en önemli fark korku, bilinçli olarak tanınan, belirli bir tehlike (Genel olarak dış baskı veya tehlike) karşısında ortaya çıkan heyecansal bir tepkidir. “Ben arıdan korkarım.” örneğinde olduğu gibi korkunun kaynağını biliriz. Kaygı ise kişi tarafından bilinmeyen, belli olmayan, objesiz tehlikelere karşı verilen heyecansal bir tepkidir, bireyin kendi varlığı için gerekli olan değerlerin, tehdit edilmesi halinin yaşandığı doğal içsel bir durumdur. Korkuda tehdit dışarıdandır, benliğinin bütünü tehlike altında değildir. Kişi tehlikeyi bilir ve bununla uğraşmak için kaçma veya savaşma biçiminde bir davranış gösterebilir ve korku veren durum ortadan kalktığında rahatlar. Kaygı daha genel bir durumdur, korkudan daha şiddetli ve daha uzun sürelidir.

Çocuklarda sağlıklı bir gelişim izlenebilmesi için ‘‘koşulsuz sevgi’’ ön koşuldur. Özellikle yaşamın ilk yıllarının en temel ihtiyacı sevgidir. Bu ihtiyaç yemek yemek, su içmekten farksızdır. Çocuğun duygusal ihtiyaçlarının yeterince karşılanmasında en önemli pay anne ve babaya düşmektedir. Çocukların hayata tutunabilmesi, duygusal anlamda hayata sağlıklı temeller atabilmesi çocuğun ileriki yaşamını büyük ölçüde etkileyecektir diyebiliriz. Çocuğun hayatında kaygının fazla ve sıkça yaşanması çocuğun yaşamını olumsuz etkileyecektir. Bu sebeple çocuklarda kaygının anormal boyutlara ulaşmasını önlemek için;

    • Çocuk sevgi ve güven duygusu içinde yetiştirilmeye çalışılmalıdır. Kaygıyı artıracak anne-baba tutumları yerine hoşgörülü ve tutarlı tutumlar sergilenmelidir.
    • Çocuklar bütünüyle ele alınmalı, aile ve öğretmenleri iş birliği içerisinde olarak çocuğun iyi ve eksik olduğu yönlerini bilmeli. Çocuk hakkında yüksek beklentiler içerisinde olmak yerine çocuğa yeni deneyimler için destek olmalı, başarılı olduğu alanlarda çocuğa takdir duygusu hissettirilmelidir. Başarısız olduğu durumlarda çocuğa başarması için yeni fırsatlar yaratılmalıdır.
    • Çocuk, kardeşinin doğumu, şehir değişikliği, okula başlama gibi yeni durumlara hazırlanmalıdır. Açıklamalar yapılarak çocuğun bu durumlara hazırlanması onun kaygıya olan hassasiyetini azaltacaktır.
    • Çocuklara kaygıları ve korkuları üzerine konuşma fırsatı verilerek çocuklara güveneceği kendini rahatça ifade edebileceği ortamlar düzenlenmeli gerekirse uzman kişilerden yardım alınmalıdır.
    • Yaşlarının ve gelişim düzeylerinin üstünde beklentiler ile güvensizlik duygusuna neden olunmamalıdır.
    • Eğitimde cezaya alternatif  yöntemler izlenmelidir.

KAYNAKÇA

Aral, N., & Başar, F. (1998). Çocukların kaygı düzeylerinin yaş, cinsiyet, sosyo ekonomik düzey ve ailenin parçalanma durumuna göre incelenmesi. Eğitim ve Bilim22(110).

http://dhgm.meb.gov.tr/yayimlar/dergiler/Milli_Egitim_Dergisi/145/alisinanoglu.htm

GÖRSELLERİN KAYNAKÇASI

https://miapsikolojibursa.com/wp-content/uploads/2019/11/anksiyete.jpg 

https://www.parentmap.com/article/how-help-children-cope-frightening-news

Elif KESKİN

Okul Öncesi Öğretmeni

 

Bugüne Kadar Toplam 522 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme