TOPLUMSAL CİNSİYET OLGUSUYLA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

Toplumsal cinsiyet, kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eder (Akın, 2007). Çocukların bu rol ve sorumlulukları öğrendiği en önemli dönem ise çocukluk dönemidir. Çocuk küçük yaşlardan itibaren çeşitli dış uyaranlarla cinsiyetlerine uygun davranışları sergileyerek erkek ve kız olarak yapılandırılır. 

Çocuğun toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin kalıp yargılarını öğrendiği ilk yer ailedir. Günlük hayatta başta anne-babalar ve toplumun diğer üyeleri çocuklarının cinsiyetine bağlı olarak farklı davranış ve tutumlar içine girerler. Kullandıkları sevgi sözcükleri bile, toplumsal cinsiyet kalıpları içinde geleceğe dair bir mesaj gönderir. “Aslan oğlum, büyük adam olacak inşallah!” tarzında bir temenninin bir kız çocuk için söylendiği duyulmamıştır (Kamer Vakfı). Çocuklara verilen bu tarz mesajlar onların algı ve tutumlarını etkilemektedir. Bu durum toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bu şekilde aktarılarak korunmasına ve yeniden üretilmesine neden olmaktadır.

Çocuklar cinsiyetlerini ilişkin rollerini başta aile okul sosyal çevre olmak üzere reklamlar, televizyonda izledikleri filmler, çocuk kitapları, çocuk oyunları, şarkılarda geçen sözler ve ders kitaplarından öğrenir. Örneğin öykü kitaplarında erkek ve kadın rollerinde de belirgin ayrımlara yer verilmiş; erkekler, bağımsızlık ve güç gerektiren ev dışı etkinliklerle, kızlar edilgin ve çoğunlukla ev işleriyle uğraşırken gösterilmiştir (Giddens 2012). Yine aynı şekilde özellikle ders kitaplarında yoğun olarak görülen kadının ev işleriyle ve çocuk bakımıyla ilgilenen erkek ise ailenin geçimini sağlamak için para kazanmaya çalışan bir birey olarak görülmektedir (Yurtsever, 2012). Bu şekilde kız çocukları küçük yaştan itibaren sosyal hayattan ve çalışma hayatından soyutlanmaktadır. 

Çocuğun kendini tanımasında cinsel kimlik önemlidir. Çocuk kadın veya erkek olduğunu 3-4 yaşlarında öğrenir. Bu dönemde erkek veya kız olduğunu kabul eder ve içinde bulunduğu toplumun beklentilerine bu şekilde karşılamaya çalışır, ona göre davranış sergilerler ancak bunlar kalıcılık göstermez 5-6 yaşından itibaren değişmez bir özellik olarak görülmeye başlar. Çocuk, çevresinden gelen bilgi bombardımanıyla başa çıkabilmek için dünyayı gruplandırarak anlamak eğilimindedir, bu nedenle insanları da en basit yoldan kadın ya da erkek olarak sınıflandırır. Bununla birlikte çocuğun içinde bulunduğu toplum da cinsiyeti vurgular. Cinsiyet duygu, tutum, davranış gibi rol kalıpları ile ilişkilendirilir. Böylece çocuk için cinsiyet işlevsel bir anlam kazanır (Dökmen, 2010). Cinsiyetler arası farklılıklar ve hiyerarşi çocuklara en baştan dayatılır ve çocuklar ataerkil toplumun cinsiyetlerine uygun düzenleştirilmiş üyeleri olmaları sağlanır.

Çocuklar açısından cinsiyet roller buna bağlı olarak erkekler ve kadınlar arasında ortaya çıkan tüm ayrım, fiziksel güç farkına ve kadınların doğurabilmesine dayanmaktadır. Çocuklar cinsiyet rollerini her tür “toplumsal” sonucunu bu fiziksel özelliklere bağlı olarak algılamaktadır. Bu durum çocuklarda toplumsal cinsiyet algısının bulunmadığını, cinsiyetin sadece biyolojik cinsiyet olarak algılandığını göstermektedir. Bu tabi ki çocukların içinde bulunduğu sosyal alanın toplumsal cinsiyet algısının zayıf olduğunun da göstergesidir. Çocukların “yetişmesinde” ağırlıklı etki taşıyan aile ya da okul eğitiminin çocuklara böyle bir bakış açısı kazandırmadığı açıktır (Kılıç, 2014).

Toplumsal cinsiyet olarak adlandırılan kadına ve erkeğe içinde bulunduğu kültür tarafından yüklenen rollerin çocuklara yansımaları, Touraine (2007) tarafından şöyle açıklanmıştır:

Bir türü diğeriyle ya da bir türün erkeklerini dişileriyle karşı karşıya getirir gibi kadınları erkeklerle karşı karşıya getiren doğalcı hataya tepki göstermek yararlıydı. Biyolojik varlık dişiyle, toplum tarafından inşa edilen kadını karşı karşıya getirmek de öyle oldu. Bu basit fikir, özellikle toplumsallaşma ve eğitim düzeylerinde, seçilen giysi ve oyuncakların, ebeveynlerle öğretmenlerin beklentilerinin nasıl da çocukların uymak zorunda kaldıkları modeller inşa ettiklerini göstererek, birçok önemli çakışmaya yol açmıştır.

Sonuç olarak başta aile ve sosyal çevre daha sonra okul ve diğer dış uyaranlar toplumsal cinsiyete yönelik duyarlılığını farkındalığını artırmaya yönelik uygun rol ve modellerin yaratması önemlidir. Ancak bu şekilde çocuk kalıp yargılardan ve cinsiyetçi tutumlardan uzaklaştırılırsa özgür yaşayabilme yaratabilme gücü oluşturabilir.

KAYNAKÇA

Akın, A. (2007). Toplumsal cinsiyet (Gender) Ayrımcılığı ve Sağlık. Toplum Hekimliği

Bülteni, 1-9.

Dökmen, Z. Y. (2010). Toplumsal Cinsiyet, İstanbul: Remzi Kitabevi.

Ezgi Deniz Alp Özdemir. (tarih yok). Toplumsal Cinsiyet Kalıp Yargılarının Çocuk Oyunlarına Yansıması. GSF Sanat Dergisi, 80-89.

Kamer Vakfı. (tarih yok). Kız olmak, oğlan olmak. Ankara: Karınca Ajans Yayıncılık Matbaacılık.

Yurtsever, S. İlköğretim, İş Eğitimi ve Ev Ekonomisi Kitabı 6-7-8. Sınıflar Paket Ünite, Tutibay Yay. İnternet Kaynakları.

Giddens, Anthony. (2012). Sosyoloji, İstanbul: Kırmızı Yayınları.

Yeşilçayır, Celal ve ERBAŞ, Sefa. (2017). İnsan Hakları ve Barış Eğitiminde Felsefenin Önemi (İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarının Faydalanabileceği Teorik Bir Çalışma). Gümüşhane Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi. Proje Kodu: 17.F1214.02.02.

Zeynep Kılıç, A. B. (2014). Okul Çağı Çocuklarının Toplumsal Cinsiyet Algıları: Gündelik Yaşam Örnekleriyle Cinsiyetçiliğin Benimsenme Durumuna ve Esneyebilme Olasılığına Dair Bir Araştırma. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi.

Touraine, Alain. (2007). Kadınların Dünyası, İstanbul: Kırmızı Yayınları.

GÖRSELLERİN KAYNAKÇASI

https://kaosgl.org/gokkusagi-forumu-kose-yazisi/cocuklar-oyuncaklar-ve-toplumsal-cinsiyet

https://ekmekvegul.net/dergi/oyun-ve-oyuncaklarin-cinsiyeti

Bugüne Kadar Toplam 295 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme