ROGERS -GÜÇ BİZ MİYİZ?-

Birey merkezli terapi, Carl Ransom Rogers’ın (1902–1987) bir eseridir ve varoluşçu terapi gibi insancıl yaklaşımların bir koludur. İnsanın özünde iyi olduğu şeklinde temel önermesi birey merkezli terapinin en belirleyici özelliğidir. Üç farklı dönemden geçerek son aşamada birey merkezli terapi ismini almıştır(Murdock, 2016). Carl Ransom Rogers’ın aile ortamı; her bireyin eşit ölçüde saygı gördüğü, dini ve ahlaki değerlerden taviz verilmeyen bir yapıdaydı. Öyle ki Rogers’ın ailesi için disiplinli çalışmak ibadet anlamına gelmekteydi. Rogers, ebeveynlerinin tutumlarını oldukça içselleştirmiştir aynı zamanda yalnızlıktan hoşlanmaktadır. Bu nedenle çevresiyle yakın ilişkiler kurmakta zorlanmıştır. 1922 yılında katıldığı Dünya Hristiyan Öğrenci Konferansı sayesinde bu değerlerden arınmıştır ve daha özerk bir tutum sergilemeye başlamıştır. İleri ki meslek hayatında ödipal kompleksin kökenini açıklamakta oldukça zorlandığından Birey Merkezli Terapi’nin temellerini atmıştır. Danışanlarını tanılamaktan çok onları dinlemeye doğru değişen, yaşantılarının davranışlarda içgörüye ve değerli öğrenmelere yol açtığını ve giderek daha iyi bir terapist olmaya başladığını görmüştür (Nelson, 1982).

Rogers’ın bu yeni yaklaşımına göre; insanların davranışları, yaşayan tüm organizmalarda doğuştan gelen bir içsel büyüme ve gelişme ihtiyacının sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Eğer kişi kendi haline bırakılırsa kendisinin sahip olduğu tam kapasitesi ile kendi yoluna gidecektir, diğer tüm kuramların varsaydığı gibi hiçbir olumsuz eğilimi ortaya çıkmayacaktır (Murdock, 2016). Rogers’a göre her insan doğuştan mutluluğu arar, potansiyellerini gerçekleştirmek için çabalar. Gelişme ve iyiye doğru değişme insanın doğasında vardır(Cüceloğlu, 2006).

 TEMEL KAVRAMLAR

Benlik/ Kendilik: Bir kimsenin benlik bilinci onun kendisiyle ilgili düşüncelerini, algılamaları ve kanaatlerini içerir. Kendisini nasıl gördüğünü özetler. Benlik bilinci iyi, kötü ve ortada olabilir. Benlik bilinci her zaman gerçeği yansıtmayabilir. Yetenekli olduğu halde bir insan kendini yeteneksiz görebilir veya yeteneksiz bir kişi kendini yetenekli zannedebilir. Benlik bilinci bizim kendimizi nasıl gördüğümüzü ifade eder. Herkes daha olumlu, daha gelişmiş bir benlik geliştirme çabası içindedir(Cüceloğlu, 2006).

Olumlu Saygı ve Kendine Saygı İhtiyacı: Rogers, saygı ihtiyacının kökeni konusunda pek net değildir ancak benliğin içindeki olumlu saygı ihtiyacının bizim için önemli olan insanlarla yaşadığımız yaşantılar aracılığıyla öğrenildiğini ifade eder. Psikolojik danışmanlar danışanlarına kendi değerlerini empoze etmekten ve onları kendi değerleri için yargılamaktan kaçınmalıdırlar(Murdock, 2016).

Yaşantı: Organizmanın duyusal ve içsel donanım tarafından bilinçli hale getirilmeye hazır  bir şekilde, olguların meydana gelmesi olarak ifade edilebilir. Rogers yaşantıların tümüne “yaşantısal”, “algısal” veya “fenomenolojik alan” adını vermektedir(Nelson, 1982).

Kendini Gerçekleştirme Eğilimi: Rogers’ın geliştirdiği kurama göre, tüm davranışları açıklamaya yeten bu güdü, kişiyi kendi organizmasının belirlediği yönden farklılaşmaya ve daha bağımsız, daha toplumsallaşmış duruma gelmeye yöneltmektedir. Kişi, geliştirici ve geriletici davranış yollarını dışladığı ölçüde kendini gerçekleştirebilmektedir(Bakırcıoğlu, 2005).

Sağlıklılık ve Fonksiyonsuzluk: Sağlıklı bireyler yaratıcıdırlar ve yaşamlarında risk alabilirler. Bu kimseler, “kendi kültürlerine de ‘uymayabilirler’, ancak kesinlikle de her kurala tamamen uyan bir insan da değildirler. Her zaman için ve hangi kültürde olurlarsa olsunlar, kendi gerekli ihtiyaçlarını dengeli bir şekilde karşılayarak yapıcı bir yaşam sürdürürler(Murdock, 2016).

TERAPÖTİK SÜREÇ

Terapötik Amaçlar: Danışanın yaşantılara açık, kendine güvenen, kendini geliştirmek isteyen bireyler olmalarında yardımcı olmak ve içsel denetim odağını kullanan bir birey olması ve gelişimini devam ettirmesini sağlamak temel amaçlardır(Corey, 2016).

Koşulsuz Kabul: Çocukların yaptıkları hatalara ve yanlış davranışlara rağmen sevildiklerini ve onaylandıklarını, ebeveynlerinin sevgisini kazanmak zorunda olmadıklarını hissetmeleri gerekmektedir. Bir çocuk yanlış bir davranış sergilediği zaman, ebeveynler çocuğu değil, sergilediği davranışı onaylamadığını vurgulamalılardır. Koşulsuz kabul yetişkinlikte de önemlidir. Çünkü onay ararken duyulan endişe kendini gerçekleştirme ile bireyin arasına girer. Değiştirmeye çalıştığınız zayıflıklarınıza rağmen, kendinize karşı koşulsuz kabul göstermeli ya da kendinizi olduğu gibi kabul etmelisiniz (Gerrig ve Zimbardo, 2014).

Bizim davranışlarımız yanlış olabilir ve bu nedenle cezalandırılabilir, ancak insan olarak biz yaptığımız hataların ötesinde her zaman sevilmeye ve sayılmaya değer yaratıklarız (Cüceloğlu, 2006).

KAYNAKÇA

  1. Bakırcıoğlu, R. (2005). Rehberlik ve Psikolojik Danışma (ss. 91). Ankara: Anı Yayıncılık.
  2. Corey, G. (2016). Psikolojik danışma, psikoterapi kuram ve uygulamaları (Çev. Tuncay Ergene). Ankara: Mentis Yayıncılık.
  3. Cüceloğlu, D. (2006). İnsan ve Davranışı (ss. 428). İstanbul: Remzi Kitabevi.
  4. Gerrig, Richard., & Zimbardo, Philip. (2014). Psikoloji ve Yaşam. İçinde, Özdoğru, A.(Çev: Ed.), Psikolojiye Giriş (ss. 420). Ankara: Nobel Yayıncılık.
  5. Murdock, N. L. (2016). Psikolojik danışma ve psikoterapi kuramları (Çev. Füsun Akkoyun). Ankara: Nobel Yayınları.
  6. Nelson, R. (1982). Danışma psikolojisi kuramları (Çev. Füsun Akkoyun). Ankarı: Nobel Akademi Yayıncılık.

                                                                                                              Ferhat Bayoğlu

                                                                                                           Psikolojik Danışman