PSİKANALİTİK YAKLAŞIMA GİRİŞ

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

‘İnsan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.’

                                                           Sigmund Freud

Kişiliğin doğası üzerine yıllarca fikir yürütülmüş olsa da bilinen ilk kişilik kuramcısı ancak 1800’lü yılların sonlarına doğru ortaya çıkmıştır. O yıllarda Nörolog Sigmund Freud (1856-1939), akıl almaz kavramlardan bahsetmeye başlamıştır. Küçük çocuklarda cinsel isteğin varlığı, anlaşılması zor fiziksel rahatsızlıkların bilinçdışı nedenleri, hastanın koltuğa uzanıp kendisini dinleyen doktora birbirinden kopuk bir sürü şeyden bahsettiği uzun süreli ve pahalı bir tedavi yöntemi gibi kavramlar o zamanlar ciddi tepki toplamıştır. Freud, yoğun eleştirilere rağmen görüşlerini geliştirmeye ve savunmaya devam etmiştir (Burger, 2016).

Psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud, 1856 yılında Moravya’da doğmuştur. 1873 yılında 17 yaşında iken Viyana Üniversitesine girmiş ve 1876’da Fizyoloji Enstitüsünde Bricke’nin gözetimi altında nöroloji alanında ilk çalışmalarına başlamıştır. 1881 yılında tıp doktoru olmuş. 1885 yılında ise Paris’e giderek Salpetrier Hastanesinde ünlü Fransız Nöroloğu Jean Martin Charcot’nun yanında çalışma imkanı bulmuştur. Freud, 1889’da Viyana’ya dönmüş ve deneyimli bir hekim olan Joseph Breuer ile çalışmaya başlamıştır. Breuer kadın hastalar üzerinde hipnozu ilginç bir biçimde kullanmıştır. Bu hastalar hipnoz altında sorunlarını baskısızca anlatabilmiştir. Duyguların boşaltılmasına olanak veren bu yöntem ‘katarsis’ olarak tanımlanmıştır. Freud ve Breuer hipnoz uyguladıkları hastaların, unutulmuş anılarını anlattıkları zaman birçok belirtilerin de yok olduğunu gözlemlemişlerdir. Bunun sonucu olarak da ilk defa ‘bilinçdışını bastırma’ kavramı ortaya atılmıştır. Freud ve Breuer 1893’te yayınladıkları yapıtlarla ‘psikodinamik’ (bilinçdışı süreçlerin işleyiş biçimi) kavramının temelini atmışlardır (Karahan ve Sardoğan, 2016).

Freud’un fikirleri psikolojik sorunları olan hastaları sayesinde ortaya çıkmıştır ancak sonrasında kendisi bu fikirlerin hem normal hem de anormal davranışlara uyarlanabileceğini belirtmiştir. Freud’un psikodinamik teorisi, kişiyi, iç ve dış kaynaklar tarafından itilen ve çekilen bir organizma olarak görür. Freud’un modeli, insanı her zaman mantıklı bir yapı olarak görmeyen ve bilincin farkında olmadığı aksiyonları ortaya çıkarabilen bir canlı olarak gören ilk modeldir (Gerrig ve Zimbardo, 2014).

Psikanalitik kuram, psikoloji biliminin bilince olan yaklaşımını bilinçdışı süreçlere doğru genişletir. Bu kuram özellikle bir ‘Kişilik aygıtı’ kavramı geliştirmiştir. Topografik kişilik kavramı adıyla adlandırılan bu kavramsal yapıda bilinç (concious), bilinçöncesi (perconcious) ve bilinçdışı (unconcious) gibi üç kişilik bölümü vardır. Freud tarafından ortaya atılan bu kuram bir kişilik kuramıdır. Freud daha sonra topografik kişilik kuramına farklı bir boyut getirerek kişiliği ‘id’, ‘ego’ ve ‘süperego’ dan oluşan bir ‘yapı’ içinde incelemiştir.  Psikanalitik görüşe göre psikolojik yönden sağlıklı bir kişi id, ego, süperego dengesini sağlayabilen kişidir. Bu dengenin bozukluğu psikolojik sağlığı da olumsuz yönde etkilemektedir. Freud’a göre zihinsel yaşayışımızın içgüdüsel görünümünden iki dürtünün sorumlu tutulması gerekir. Bunlar cinsel (sexuel) ve saldırgan (agressive) dürtülerdir. Bir başka deyişle yaşam (eros) ve ölüm (thanatos) içgüdüleridir. Yaşam içgüdüsünün çalışması ‘Libido’ enerjisi ile mümkün olmaktadır. Toplumda yaşam ve ölüm içgüdüleri yasaklarla engellenmeye çalışılmaktadır. Bu içgüdülerin toplum tarafından yasaklanması ego’nun yön değiştirmesine neden olmaktadır. O zaman ego işlevini yapamaz ve güdü bilinçdışına itilir, psişik enerjinin büyük bir çoğunluğu bu istekleri bilinçdışında tutmak için harcanır. Bilinçdışında engellenen güdüler zamanla artarak bir problem yumağı haline dönüşürler (Brenner, 1977; Akt., Tuzcuoğlu, 1995).

Freud’un insan sorunlarının oluşumunda cinselliğe verdiği önem ve bu görüşlerin dinsel inançlarla çatışıyor olması, diğer yandan psikoseksüel gelişim kuramında kültür farklılıklarına yeterince önem vermemiş olması önceleri Freud’la çalışmaya başlayan psikanalitik kuramcılar Carl Jung, Alfred Adler, Otto Rank ve Karen Horney’in ondan ayrılmalarına neden olmuştur (Karahan ve Sardoğan, 2016). O zamanlar Freud’la aralarındaki görüş farklılıkları çok büyükmüş gibi görünse de, zaman geçtikçe bu görüşlerin bambaşka yaklaşımlar değil de sadece Freud’un kuramına getirilen değişik açıklamalar olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle bu kuramcılar sonradan Yeni- Freudcular şeklinde adlandırılmıştır (Burger, 2016).

Sonuç olarak; Psikanaliz’ in temel aldığı çalışmaların özünde, insanların yaşadığı olumsuzlukları ortadan kaldırmak ve tüm olumsuzluklardan insanları arındırarak yaşama uyum sağlamalarına yardımcı olmak vardır. Psikanalitik danışma kuramı, kullandığı teknikler ve terapi süreci boyunca bireyin egosunu güçlendirmek ve böylece kişiliğin temelinde yer alan id, süperego dengesini sağlamak amacına yöneliktir (Tuzcuoğlu, 1995).

KAYNAKÇA

  1. Burger, J. M. (2016). Kişilik ( İ.D. Sarıoğlu, Çev.). İstanbul: Kaknüs.
  2. Gerrig, R. J., & Zimbardo P. G. (2014). Psikoloji ve yaşam (On dokuzuncu baskı). ( G. Sart, Çev.). Ankara: Nobel.
  3. Karahan, F., ve Sardoğan, M. E. (2016). Psikolojik danışma ve psikoterapide kuramlar. Ankara: Nobel.
  4. Tuzcuoğlu N. (1995). Psikanaliz kuramı ve özellikleri. Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 7:275-285.

GÖRSEL KAYNAKÇA

https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Freud_and_other_psychoanalysts_1922.jpg

https://www.saatchiart.com/art/Painting-Psychoanalysis/1042741/6491085/view  adreslerinden erişilmiştir.

     GÜL NİDA EVİN

PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Bugüne Kadar Toplam 258 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme