PSİKANALİTİK KURAMA GÖRE KİŞİLİK YAPISI

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

Psikanalizin öncüsü Sigmund Freud, insanı anlama ve onun ruhsal süreçlerini çözmeye dair yaptığı çalışmalarla 19. yüzyıla damga vurmuştur. Bireysel değerlendirmeleri haricinde klinik incelemeleriyle de kişilik kuramı üzerine araştırmalar yapmıştır.

Bu araştırmalar sonucunda Freud, kişilik yapısını öncelikle topografik modelle açıklamıştır. Ancak zaman içinde bu modelin tek başına yeterli olmadığını, kişiliği açıklamak için destekleyici yeni bir modele ihtiyaç olduğunu düşünmüş ve yapısal kişilik modelini oluşturmuştur.

Bu iki model birbirinden ayrı düşünülememekle birlikte açıkladığı kavramlar ve ileri sürdüğü kişilik yapıları itibariyle farklılığa sahiptir. Topografik kişilik modelinde Freud (1984); bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltı yapılarını açıklarken yapısal kişilik modelinde id, ego ve süperego kavramlarını ele almaktadır (Akt., Oktuğ, 2007). İd, topografik kurama göre bilinçdışı düzeyde, ego ve süperego ise üç bilinç düzeyinde de yer almaktadır (Yazgan-İnanç ve Yerlikaya, 2015).

Freud (1984), topografik modele göre, anlık olarak zihinde yer alan tüm düşüncelerin bilinç düzeyinde olduğunu belirtmiştir. Şu an farkında olunmayan ve hatırlanmak istenildiğinde bilinç düzeyine gelebilecek düşünceler ise bilinç öncesinde yer alan düşüncelerdir. Ancak bazı yöntemler dışında ulaşılması ve geri çağrılması mümkün olmayan düşünceler bilinçaltı düzeyindedir (Akt., Oktuğ, 2007).  Bilinçaltı oldukça karmaşık ve kişilik yapımızı etkileyen önemli bir bölümdür. Burada bulunan bilgileri açığa çıkaran durumlar ise; bilinçaltının temsilcisi olan rüyalar, dil sürçmeleri, unutkanlık, hipnoz etkisindeki telkinler, serbest çağrışım tekniğiyle ortaya çıkan malzemeler, projektif testler sonucunda alınan bilgiler ve psikotik belirtilerin sembolik içerikleridir (Corey, 2015).

Kişiliğin farkında olunan kısmı her ne kadar bilinç olsa da bu yapı tüm aklın ince bir dilimidir. Tüm deneyimler, anılar ve bastırılan düşünceler bilinçaltı tarafından depolanmaktadır. Bu yüzden psikanalitik terapinin amacı da bilinçaltında bulunan istekleri bilinç düzeyine çıkarmaktır. Ancak bilince çıkacak bu düşünceler sansürden geçebilecek kadar gizlendikten ve çarpıtıldıktan sonra çıkmakta, serbest çağrışım ve rüyaların analizi gibi tekniklere bu amaçla başvurulmaktadır (Yazgan-İnanç ve Yerlikaya, 2015).

Freud’un kişiliğin yapısına dair görüşlerinin temelinde topografik model yer alır. Ancak Freud, 1920’lerin başında kişiliğin organizasyonuna ilişkin görüşlerini gözden geçirerek yeni bir model oluşturmuştur. Bu da yapısal modeldir. Yapısal model id, ego ve süperego yapılarını açıklamaktadır.

İd; Türkçe karşılığı ‘ilkel ben’ olarak tanımlanan yapıdır. Yapısal modele göre insanlar id yapısı ile dünyaya gelirler. Bu yapı içgüdü ve psişik enerjinin tamamını içermektedir. İd, daima haz ve doyum yaşamak isteyen bir yapıdır. Tüm istekler burada yer alır ve anında bu isteklerin karşılanması arzulanır. İd yapısının istekleri karşılanmazsa bunları ertelemek güç bir hal almaktadır. Bu istekler hiçbir şekilde karşılanmadığında sonucunda ölüm meydana gelebilir. Freud, bir bebeğin en zor görevinin birincil ihtiyaçlarının karşılanması olduğunu dile getirmiştir ve bu süreçte de bireyin erteleme kapasitesinin oluştuğunu ifade etmiştir. Eğer bu kapasite oluşmaz ve ihtiyaçlar karşılanmazsa da bebeğin ölüm ihtimali artmaktadır. Bunun yanında ertelemenin mümkün olması da diğer yapıların oluşması ile ilgili bir durumdur (Yazgan-İnanç ve Yerlikaya, 2015).

Yapısal kişilik modelini oluşturan diğer yapı egodur. Ego; Türkçe karşılığı ‘ben’ olan ve id’in isteklerinin ifade edilmesini, doyrulmasını sağlayan yapıdır. Ego oluşumu çocuğun çevresiyle iletişim kurması ile başlamaktadır. İd, tüm isteklerin anında karşılanmasını arzularken; ego bu süreçte ona yardımcı olur. Ancak çevrenin gerektirdiği şartları da göz önünde bulundurmaktadır. Bu görevi nedeniyle ego, köprü görevindedir. İlkel ben yapısı olan id, haz ilkesine göre çalışarak şartlara önem vermeyip anında doyum isterken ego, gerçeklik ilkesiyle bunları çevresel şartlara göre düzenlemeye çalışır. Egonun önem verdiği çevresel şartları içinde bulunduran yapı da süperego’dur.

Süperego; ortalama beş yaşında gelişmeye başlayan son yapıdır. Türkçe karşılığı ‘üst benlik’ olan bu yapı bireyin değerler sistemini oluşturur (Akt., Oktuğ, 2007). Değerler sisteminin inşası ise aileyle başlar. Ailenin çocuk için oluşturduğu çevredeki değer anlayışı süperego yapısının gelişiminde önemli bir etkiye sahiptir. Bu oluşan yapı toplumun davranış standartları ve normunun içselleştirilmesini sağlar ve bireyin kendi davranışlarına da yön verir. Ancak bu yapı oldukça katı bir şekilde gelişim gösterirse bireyde suçluluk ve utanç duygularına da yol açabilmektedir (Yazgan-İnanç ve Yerlikaya, 2015).

Sağlıklı bir kişilik yapısının oluşumu için her kuramda olduğu gibi psikanalitik kuramda da çevre yani aile önemli bir etkiye sahiptir. Bireyin bebeklik döneminde kişilik yapılarının oluşumunda ailenin tutumları ve değer yargıları kişilik yapısına etki eden önemli bir faktördür. Bu tutumlar ve değer yargıları bir disiplin çerçevesinde oluşturulmalıdır ancak katı bir şekilde uygulanması da sağlıklı kişilik yapısının oluşumunda engel oluşturacaktır.

KAYNAKÇA

Corey, G. (2015). Psikolojik Danışma Kuram ve Uygulamaları. (T. Ergene, Çev.). Ankara: Mentis Yayıncılık. (Orijinal eser 2009 yılında basılmıştır.)

Oktuğ, Z. (2007). Freud’un Kişilik Birimleri (İd-Ego-Süperego) İle Reklam İletisinin İzleyici Üstünde Yarattığı Etkiler Arasındaki Bağlantı: “Magnum, Kalbim Benecol ve Lösev Reklamları Üzerine Bir Araştırma” (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). İstanbul Kültür Üniversitesi, İstanbul.

Yazgan-İnanç, B. ve Yerlikaya, E. E. (2015). Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Akademi.

GÖRSEL KAYNAKÇA

http://www.psychologies.com.tr/psikanaliz/ adresinden erişildi.

https://cosandeniz.blogspot.com/ adresinden erişildi.

http://www.realitehaber.com/2019/04/09/psikanaliz-ve-kullanimi-hakkinda/ adresinden erişildi.

Emrah BİNGÜL

Psikolojik Danışman

Bugüne Kadar Toplam 247 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme