Yükleniyor..
Psikogündem

Toplumsal Barışa Giden Yol: Yeni Rehberlik Yönetmeliği (!)

Uzun süredir PDR camiasını meşgul eden, psikolojik danışman ve psikolojik danışman adaylarının sonucunu merakla beklediği ve bir o kadar da tepkili oldukları yeni Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği ile ilgili dün Eğitim Bilişim Ağı’nda (EBA) Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Sayın Yusuf Tekin çeşitli açıklamalar ortaya koydu. Sayın Yusuf Tekin’in açıklamalarına geçmeden önce daha önce sızdırılan Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği Taslağı ile nelerin değişeceğine kısaca değinmekte fayda var.

Taslağı1 açtığımızda gözümüze ilk çarpan 2001 yılında yayınlanıp 2009 yılında yapılan çeşitli değişikliklerle halen yürürlükte olan yönetmeliğin aksine yeni yönetmeliğin “Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği” ismini alması oluyor. Nitekim mevcut yönetmelik “Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği” adını taşıyor. Bu da psikolojik danışmaya verilen önemin azaltıldığı şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca sızdırılan yönetmelik taslağında mevcut yönetmelikte rehber öğretmen (psikolojik danışman) olarak geçen kadro adı taslak yönetmelikte rehberlik öğretmeni olarak geçmektedir. Taslak yönetmelikte rehber öğretmenlerin öğrenci ile ders saatinde bireyle ve grupla psikolojik danışma ya da görüşme yapabilmesi için okul idaresinin izninin gerekmesi, nöbet tutma görevi verilmesi, iş saatinin 10 saat arttırılarak 8-5 mesaisinin getirilmek istenmesi de diğer tartışılması gereken konulardan.

“Okullarımızda Şuan Yürürlükteki Haliyle Rehber Öğretmenlerimiz İle Diğer Öğretmenlerimiz Arasında Okuldaki Toplumsal Barışı Sıkıntıya Sokan Bir Yanlış Anlama Süreci Var.”

Sayın Müsteşarımız Yusuf Tekin, okullarda rehber öğretmenler ile diğer öğretmenler arasında okuldaki toplumsal barışı sıkıntıya sokacak ölçüde bir yanlış anlama süreci olduğunu ifade etmiştir. Bu açıklama da bizlere gösteriyor ki çıkarılması planlanan yönetmeliğin hazırlanma ve çıkış gerekçesi diğer öğretmenlerin rehberlik personelinden duyduğu rahatsızlık. Aslında bu durum şuan birinci sınıfta olan herhangi bir psikolojik danışman adayının dahi bildiği bir durum. Nitekim okul psikolojik danışmanlarının, bireysel veya grupla danışma, görüşme yapabilmesi, bu sürecin gizlilik ilkesi gereği gizlilik içerisinde yürütülmesi ve birçok sebepten dolayı odalarının olması, derslere girmemesi, tam ek dersle maaşlarını alması ve dışardan görüldüğünde “bütün gün oturuyorsunuz” tepkisine maruz kalmaları bilindik bir durum. Konuşmasının devamında Sayın Yusuf Tekin, “Normal öğretmenlerimiz rehber öğretmenlerle kendilerini kıyasladıklarından rehber öğretmenlerin daha ayrıcalıklı bir pozisyonda olduklarına inanıyorlar, düşünüyorlar. Bundan dolayı da her gittiğimiz ortamdan bu eleştiriyi bizimle paylaştılar(…) Bizde bu anlamdaki yanlış anlaşılmaya sebebiyet verecek hususları yönetmelikten çıkarabileceğimiz yeni bir mevzuatın oluşmasını arzu ettik.” şeklinde bu durumu doğrulamaktadır.

Ancak yapılan bu uygulama ne yazık ki yanlıştır. Yanlış anlamalara yol açabilecek hususların yönetmelikten çıkarabileceği belirtilip, öğretmen ve rehber öğretmenlerin eşitlenmesi bilimselliğe, mesleki ilkelere, eğitim anlayışına terstir. Sürekli konuşulsa da burada öğretmenler ve rehber öğretmenler arasında eğer bir çatışma varsa bu çatışma kadro adı sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Okul psikolojik danışmanları öğretmen değil, psikolojik destek hizmeti sunan bir ruh sağlığı çalışanıdır. Oysa eğitim öğretimde bilgiler nesneldir, faaliyetler öğretmen tarafından tek başına yürütülür. Değerler vardır. Eğitim öğretim gruba yöneliktir. Psikolojik danışma ve rehberlikte birey grup içinde dahi olsa kendine yönelik faaliyetler söz konudur. Öznel bilgiler, kişinin kendisini algılamaları vardır. Faaliyetler psikolojik danışmanın öncülüğünde bir ekiple yapılır. Bu açıdan baktığımızda aslında öğretmen adıyla aynı çatıda birleştirilmeye çalışılan iki farklı alan çalışanı bu yanlış algılamaya yol açmaktadır. Şayet okullarda psikolog kadrosu açıp onları okul psikoloğu olarak çalıştırsak hiçbir öğretmen “Onlar ayrıcalıklı bir pozisyonda yer alıyor” diyemeyecektir. Öğretmenler “Okul müdürünün odası var, onun maaşı neden bizden yüksek dememektedir. Öğretmenler “Okuldaki memurun neden bir odası var koridorda çalışsın” dememektedir. Ya da bunları bir problem olarak görmemektedir. Oysa okul psikolojik danışmanlarının odalarının olması, nöbet tutmamaları, boş derslere girmemeleri, tam ek ders almaları gibi durumlar sevgili öğretmenlerimizi rahatsız etmektedir. Peki, etmeli midir? Kesinlikle hayır.  Çünkü olması gereken budur. Bir mesleğin gerektirdiği çalışma ortamını, araç ve gerecini sağlamak o mesleğin nitelikli ve verimli hizmetler verebilmesi için en temel gerekliliktir. Bir coğrafya öğretmeni için harita neyse, bir müzik öğretmeni için müzik aletleri neyse okul psikolojik danışmanları için de saydığım şeyler hizmetlerin niteliği ve yapılabilmesi için gerekliliktir, zorunluluktur. Üstelik müşavirlik kapsamında, rehberlik servisinin işlevselliğinin sağlanabilmesi amacıyla sevgili öğretmenlerimizi beraber çalıştığımız bir ekibin üyesi olarak gören ve her durumda onlara yardımcı olmaya gayret eden bizler bu tip haberlerle üzülmekte ve kırılmaktayız.

Yanlış olduğunu bile bile, sadece ortada böyle bir algılama var diye bir çalışma içine girilmesi ise bilimsellikten oldukça uzaktır. Yıllardır “alan dışı atamalar, meslek unvanı, çalışma koşulları, öğrenci başına düşen okul psikolojik danışmanı sayısı” gibi konularda sivil toplum örgütlerinin görüşlerini, Türk PDR Derneği’nin çabalarını ve raporları göz ardı edilerek bu konularda somut adımlar atılmazken sadece ortada bir kıyaslama yanlışlığı, yanlış algılamaya dayanarak yeni yönetmelik için çalışılması Milli Eğitim’in temel amaçları ile de çelişmektedir. Böyle bir problem yanlış algılamalarla mücadele edilerek çözümlenmelidir.

Eşitlik, iki grubun aynı koşullarda çalıştırılması ile değil ancak her bir öğretmeninin branşına yaraşır koşulların verilmesi ile sağlanabilir.

Peki, En Büyük Zararı Kim Görecek?

Taslak yönetmelikteki yukarıda da belirttiğim maddeler bazı öğretmenlerimizi sevindirebilir nitekim sosyal medyada şimdiden bu açıklamalara sevinen öğretmenlerimiz de olduğunu görüyoruz. Peki, sevinmeli miyiz? Okul psikolojik danışmanlarının nöbet tutarak otorite konumuna gelmesiyle, problemi olan öğrenciler nasıl rehberlik servislerine başvuracak, nasıl okul psikolojik danışmanlarına güvenebileceklerdir? Psikolojik danışma yapmak için ruh sağlığı uzmanı olmayan kişilerden izin talep edilmesi, herhangi bir doktorun güvenlikten izin talep edip muayene yapabilmesi ile aynı şey değil midir? Okullarda öğrenci olmayan saatlerde psikolojik danışmanları okulda tutmak, asıl amaçlarından biri de okuldaki öğrencilere psikolojik destek sunmak olan okul psikolojik danışmanlarına idari işler yükleme çabası değil midir? Bu ortamda en büyük zararı şüphesiz ki geleceğimizin mimarları olan öğrencilerimiz görecektir. Velilerimiz, idarecilerimiz, hatta bu talepleri ileten sevgili öğretmenlerimiz de zarar görecektir. Sağlanmak istenen barış ortamı şuan varolan mevcut durumdan daha da çatışmalı hale gelecektir. Bırakalım öğretmenlerimiz rehberlik servisi ile çatışsın, bırakalım okul psikolojik danışmanları yatıyor, çalışmıyor bilinsin. Yeter ki sevgili öğrencilerimize yardımcı olunsun ve onların geleceğe sağlam adımlar atabilmesi için çabalanabilsin.

Bilinmelidir ki başarı sadece matematik ve rakamlarla ölçülebilen bir olgu değildir. Okul psikolojik danışmanlarının yaptığı işler ölçme ve değerlendirmesi bir yere kadar yapılabilen işlerdir. Nitekim yapılan danışmalar, görüşmeler danışan ve psikolojik danışman arasındadır ve gizlidir. Bu durumda çıkıp “Bakın biz bunları yapıyoruz” demek şov yapmak olur ve meslek ilkeleri ile çelişir. Okul psikolojik danışmanları bilimselliğe, meslek etiğine, öğrencilerin kişisel, sosyal, eğitsel gelişimi ve ruh sağlıklarının korunmasına verdiği önem gereği önemli olan onların “iyi çalışıyor” olarak bilinmesi değil “iyi çalışmalarıdır.” Okul psikolojik danışmanlarının işlerini doğru olarak yapması bir ayrıcalıksa bu ödüllendirilmedir, eğer ki bir kıyaslama oluşturuyorsa bu kıskançlık boyutunda değil başkalarına örnek olacak boyutta olmalıdır.

Bakanlığa bu tip talepler iletmek yerine Milli Eğitim çalışanları olarak yegâne amacımız kendi branşımızla ilgili öğrenciye daha faydalı olabilecek uygulamalar için talepler oluşturmak olmalıdır.

Sayın Müsteşarımız Yusuf Tekin, “Rehber öğretmenlerimizde gerçekten fedakârca çalışıyorlar. Kendilerine bu anlamda çok teşekkür ediyorum. Rehber öğretmenlerimizin bu fedakârlıklarına rağmen kendileriyle ilgili oluşan bu olumsuz algıyı ortadan kaldırabilecek şekilde küçük, minimal değişiklikler yapıp bu algıyı düzeltelim.” şeklindeki açıklamasını bilimsellik, mesleki ilkeler ve fayda sağlayabilme ve mesleğe yaraşır uygulamalar yapıldığı sürece destekliyoruz ve teşekkür ediyoruz. Ayrıca “Rehber öğretmenlerimizin de daha rahat çalışabilecekleri, işlerini daha iyi yapabilecekleri, bunu yaparken de kendileri ile ilgili oluşabilecek olumsuz, kamuoyunda olumsuz algıyı da ortadan kaldırabilecekleri bir yönetmelik olacak.” şeklindeki açıklama eğer taslak yönetmelikte bu konuda düzenlemeler yapıldıysa, Türk PDR Derneği ve ilgili kuruluşların görüşleri de dikkate alınarak yapıldıysa muhakkak bizleri tatmin edecektir. Ve bugün eleştirdiğimiz noktaları nasıl eleştiriyorsak yarın bunun için tüm yetkililere teşekkür etmeyi de bir borç biliriz. Yeni yönetmeliğin çok kısa bir zamanda, birinci kanaat dönemi içerisinde yayınlanacağını da belirtmekte fayda var.

Ülkemizde rotamız, pusulamız bilimsellik, hakkaniyet, meslek etiği ve temel ilkeleri, faydacılık, verimlilik, niteliklilik, çağdaşlık olmalıdır. Eğitim sistemimiz birkaç kişi veya kurumun yanlış, hiçbir temele dayanmayan görüşleri temel alınarak yapılandırılmamalıdır. Ülkemizde son dönemlerde okullarda yükseliş gösteren, faydalı olduklarını bildiğimiz okul psikolojik danışmanları bu gibi yönetmeliklerle saf dışı bırakılmamalıdır. Artan ruh sağlığı problemlerinin, OECD’nin PISA 2015 sonuçlarına göre 15 yaşındaki Türk çocuklarının dünyadaki akranları arasında en mutsuz ve kaygılı olduğu zamanda, 8-12 yaş arası 100 çocuktan 15’inin2 psikolojisinin bozuk olduğu bu dönemde psikolojik hizmetlerin niteliğinin arttırılması, ruh sağlığı çalışanlarına etkin destek verilmesi gerekirken bu tip uygulamaların en büyük zararını kuşkusuz öğrencilerimiz, çocuklarımız çekecektir. Psikolojinin, ruh sağlığının, PDR’nin önemini kavrayamamış, anlayamamış ya da kendilerini kıyaslayıp “Onlar bizden daha ayrıcalıklı” deme gibi bir yanlışlığa düşen bireyler bizleri ne yazık ki daha da geriye götürecektir.

Bizler MEB’in bizlere uygun gördüğü şekliyle “Rehberlik Öğretmenleri” değil,  “Okul Psikolojik Danışmanları”yız. Bunu unutmamak ve mesleki geleceğimizin okullar ayağındaki problemlerin biran önce çözülmesi dileğiyle…

( Bu yazıda sadece PDR’nin ruhunu ve anlamını kavrayamamış öğretmenleri idareciler eleştirilmiştir. Yazıda da bahsedildiği üzere öğretmenlerimiz, idarecilerimiz PDR Hizmetleri’nin etkili bir biçimde sunulabilmesi için oldukça gerekli ve önemli bir ekip üyesidir. )

Kaynakça:

1 İşte Rehberlik Yönetmeliği Taslağı (2017, 11 Mayıs). Erişim Adresi: http://www.memurlar.net/haber/667085/iste-rehberlik-yonetmelik-taslagi.html

2 Türkiye Çocuk Ruh Sağlığı Haritası: 100 Çocuktan 15’inin Psikolojisi Bozuk (2017, 2   Mayıs). Erişim Adresi:  https://www.cnnturk.com/turkiye/turkiye-cocuk-ruh-sagligiharitasi-100-cocuktan-15inin-psikolojisi-bozuk

Sayın Müsteşarımız Yusuf Tekin’in 15.09.2017 Tarihli Yayını, Erişim Adresi: http://www.eba.gov.tr/uzem/mustesar-150917

Hazırlayan:

Okan Uslu

Psikolojik Danışman

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir