Yükleniyor..
Psikogündem

Kanayan Bir Yara: Kadın Cinayetleri

Türkiye’de sadece medyaya yansıyan ve resmi olmayan istatistiklere göre 2010 yılından bugüne 1853 kadın cinayete kurban gitti (“Medyaya yansıyan kadın”, 2017). Sayının sadece medyaya yansıyan cinayetlerden oluşması ve bu yazı hazırlanırken de bir kadının öldürülmüş olması ise aslında durumun vahametini ortaya koymaktadır. Türkiye’de her yıl cinsiyeti fark etmeksizin birçok birey cinayete kurban gitmektedir. Ancak kadın cinayetleri kavramı, kadının toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ataerkil yapı, namus vb. algılarla, kısacası kadının sadece kadın olduğu için öldürüldüğü cinayetleri kapsamaktadır.
Kadıncinayetleri.org’un (2017) tutmuş olduğu verilere göre failler arasında en büyük payı kadının kocası oluşturmaktadır. En dikkat çekici detay ise cinayetlerin faillerinin büyük çoğunluğunun kadının yakın çevresinden ya da daha önce iletişim halinde olduğu bireylerden oluşmasıdır. Veriler kadının; tartışma, boşanma isteği, namus/töre, aldatılma şüphesi, cinsel saldırı ve kadının karar ve tercihleri gibi sebeplerle öldürüldüğünü ortaya koyuyor. Ancak kadın cinayetleri verilerin çok ötesinde net olarak sebebi belirlenemeyen ve tek bir faktörle açıklanamayacak karmaşık bir kavramdır.

İllere Göre Medyaya Yansıyan Kadın Cinayetleri -Kadıncinayetleri.org

Neden Kadın Cinayetleri?
Kadın cinayetlerinin anlaşılması için bir bütün olarak değerlendirilmesi gereklidir. Cinayetlerin psikolojik yönleri olduğu gibi toplumsal, kültürel birçok yönü de bulunmaktadır. Kolburan (1998) çalışmasında suç işleyen kişilerin %74.7’sinin ceza ehliyetine sahip olduğunu ve cezai sorumluluğu bulunmayan bireylerin ise paranoid bozukluk teşhisi aldığını belirtmektedir. Çalışmada %47.1 oranında erkeklerin cinayet işleme sebeplerinin namus ve kıskançlık olduğu göze çarpmaktadır. Cezai ehliyete sahip olsun ya da olmasın faillerin psikolojisine bakıldığında ego fonksiyonlarının bozuk olduğu, sosyal etkileşim kurma düzeylerinin düşük olduğu, kişilik özellikleri açısından ise %25.3’ünde herhangi bir psikopatolojik bir durumun saptanmadığı, %24.7’si değişken, %8.8’i dürtüsel ve agrasif geri kalanının ise duygusal, çocuksu ve yetersiz kişilik özelliklerine sahip olduğu görülmüştür.

Psikolojik olarak bakıldığında ego fonksiyonu bozuk bireyler id ve süper ego arasındaki dengeyi kuramamakta, ya dürtülerine göre ya da toplumun değer yargılarına göre hareket etmektedir. Kadını bir meta, sahip olunması gereken bir eşya gibi gören bakış açısı bozuk ego fonksiyonu ile birleştiğinde kadın cinayetlerine bir kapı aralayabilir. Nitekim daha önce tanımadığı bir kadına şort giydiği için saldırdıktan sonra “’Kadınların bu şekilde giyinmesi insanın nefsini tahrik ediyor” (Özen, 2017) şeklindeki açıklamaları dürtüselliğe örnek verilebilir. Diğer taraftan faillerin yoğun sahip olma güdüleri en önemli tehlikelerden biri olarak gösterilebilir. Eşini, kızını hatta ve hatta toplumda yaşayan herhangi bir kadını, korunması gereken, “kadın dediğin şunu yapmalı” kalıpları içinde değerlendiren bireyler bu kalıplar dışına çıkan bir kadın gördüğünde derin kaygılar yaşayabilir. Sahip olunan nesnenin yani kadının yitirilmemesi ve kalıplar karşısında derin kaygı yaşamamak için şiddete ve cinayete başvurabilir. Çeşitli psikolojik rahatsızlık kategorilerine konulmaya çalışılsa da kadın cinayetleri tek başına psikolojik faktörlerle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.
Ayrıca Bağlı ve Özensel (2011) namus cinayetleri sebebiyle cezaevinde bulunan bireylerin büyük çoğunluğunun depresyon, paranoya, obsesif-kompülsif bozukluk gibi psikolojik problemlerinin bulunmadığını ve yarıya yakının cinayet sebebiyle pişmanlık içerisinde olmadıklarını belirtmektedir ( akt. Kolburan, 2017).
Çağdaşlaşma ve artan şehirleşme ile birlikte erkeğin gücünü kadına kurduğu otorite ile ölçtüğü otoritenin giderek yıkılması şiddetin bir diğer nedeni olarak gösterilebilir.


Kadın ve erkek arasındaki güç dengesizliğinin üretimine destek veren faktörlerin önemli olduğu görülmektedir. Örneğin, sosyo-ekonomik güç, ekonomik kaynakların yokluğu, erkeklerin kadınlardan daha üstün olduğunu belirten yanlış inanışlar ve bu inanışları pekiştiren aile kurumu örnek verilebilir (Ayman ve Şenol, t.b.). İş yaşamı, aile yaşamı, sosyal yaşam ve birçok alanda kendini gösteren cinsiyet eşitsizliği kadının şiddet görmesinde ve şiddete karşı susmasında önemli diğer bir etkendir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin öğrenilmiş bir çaresizlik olarak devam etmesi ise büyük bir tehlike yaratmaktadır.
Görüldüğü üzere toplumsal ve kültürel etkenler kadın cinayetlerine götüren önemli sebeplerden biridir. Kadına yönelik küçük yaştan itibaren erkeğe öğretilen anlayış, erkeğin ileride eşine, kız arkadaşına, dışarıdaki herhangi bir kadına şiddet uygulamasına kapı aralamaktadır. Nitekim toplumdan dışlanmak birey için ağır bir yaptırımdır. Bu sebeple toplumun değer yargılarına göre hareket etmek birey için kaygısız bir ortam yaratabilir.
Her ne kadar şiddete ve cinayete neden aranmaya çalışılsa da bu soruya verilebilecek net ve kesin bir cevap yoktur. En önemli etkenin ataerkil toplum düzeni olduğu ise bir gerçektir. Yine de kültür, her ne kadar ardına sığınılan bir dayanak, bir sığınak gibi gözükse de, bu bir mazeret sayılmamalıdır.

Şiddet ve cinayetlerin son yıllarda arttığını belirten istatistikler olsa da şiddetin yıllardır ülkemizde ve dünyada görülen bir durum olduğu herkesçe bilinmektedir. Kadın cinayetlerinin son yıllarda arttığı değil daha çok göz önüne geldiğini belirten açıklamalar da mevcuttur ve bu durum olumlu karşılanmaktadır (“Kadın cinayetlerindeki artış”, t.b.). Günümüz kadını eskiye oranla şiddet karşısında başvurabileceği kaynakların daha bilincinde ve tüm yönlerden özgürlüğünü ele almaya başlamıştır.

Cinayetler Nasıl Önlenebilir?
İstatistiksel olarak, erkeği cinayete ve şiddete götüren sebeplerin ağırlıklı olarak psikolojik değil toplumsal ve kültürel sebepler olduğu görülmektedir. Bu sebeple kadına yönelik her türlü saldırgan tutumun önlenebilmesi için toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılması atılabilecek ve atılması gereken en önemli adımdır. Toplumsal gelişmeler incelendiğinde çeşitli komisyonların kurulduğu, sözleşmelerin imzalandığı ya da yasalar içerisinde daha ağır yaptırımların uygulandığı gözlense de araştırmacıların da belirttiği üzere cinayetlerden ve şiddetten pişmanlık duymayan büyük oranda fail bulunmaktadır. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili çalışmalar halka kadar indirilmelidir. Kadınlar aleyhine yönelik farklılık ve dezavantajların kaldırılması için erkekler de etkin olarak görev ve sorumluluk almalıdır. Kadının eğitim alması, ekonomik gelirinin olması şiddeti tamamen ortadan kaldırmasa da önemli ölçüde engellemekte ve şiddet karşısında hareket edebilmesini kolaylaştırmaktadır.
Var olan namus algısı, kadına yönelik kültürden kaynaklı oluşabilecek dezavantajlarla ilgili erkek ve kadınlar eğitilmeli ve çeşitli atölye çalışmaları yapılmalıdır. Şiddetin birçok türü olmasından kaynaklı kadınlar bu konuda bilinçlendirilmelidir. Kadının şiddet karşısında yardım aradığı emniyet birimleri ve hukuk makamlarında çalışan görevliler de eğitimden geçirilmelidir. Şiddetin tek taraflı olduğu gibi bir yanılgıya düşülmemeli, küçük yaşta şiddete tanık olan çocukların risk altında olduğu bilinmelidir.


Kadına yaptığı her davranışta “acaba yanlış anlaşılır mıyım?” düşüncesini atabileceği ve kadın ve erkeğin şiddetten uzak, eşit,hoşgörü ve sevgi içinde yaşayabileceği bir düzen kurmak noktasında her birey, sorumluluğu olduğunu unutmamalıdır. En önemli risk şiddetin içselleştirilmesi ve normalleştirilmesidir.  Şiddet, yaşayan hiçbir canlının hak etmeği ve asla karşılaşmaması gereken bir durumdur.

Kaynakça:

  1. Ayman, Z. ve Şenol, N. (t.b.). Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Projesi: Kadına yönelik aile içi şiddetin nedenleri, sonuçları, alınacak önlemler. Hanbay Çakır, E., Gürel, I. ve Otoran, N. (Ed.). Jandarma Genel Komutanlığı, 8-32. Erişim adresi: https://vatandas.jandarma.gov.tr/KYSOP/uzaktan_egitim/Documents/2%20KYAIS.pdf
  2. Kadın cinayetlerindeki artış iyiye işarettir! (t.b.). Bozuk Saat. Erişim adresi: http://bozuksaat.com/sayfa/kadin-cinayetlerindeki-artis-iyiye-isarettir
  3. Kolburan, G. Ş. (basım aşamasında). Kadın cinayetleri konusunda nedensel bir değerlendirme: sahip olma güdüsü. Adli Tıp Bülteni. Erişim adresi: http://www.adlitipbulteni.com/index.php/atb/article/view/1086/1649
  4. Kolburan, G. (1998). Eş öldürme olgularında sosyal kültürel ve psikolojik faktörler. (Doktora tezi). YÖK Tez veri tabanından erişildi (Erişim no: 71275).
  5. Medyaya yansıyan kadın cinayetlerinin haritalaması. (2017, 22 Ekim). Erişim adresi: http://kadincinayetleri.org/
  6. Özen, A. (2017, 21 Haziran). Minibüste Asena Melisa Sağlam’a saldıran zanlı cezaevindeymiş. Hürriyet. Erişim adresi: http://www.hurriyet.com.tr/

Görsel Kaynakça:

  1. http://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2015/11/Kad%C4%B1n-cinayetleri.jpg
  2. https://gaiadergi.com/wp-content/uploads/2015/11/Cinsiyet-E%C5%9Fitli%C4%9Fi-T%C3%BCrkiye.jpg
  3. http://1.bp.blogspot.com/_Bj3lFDDb1OU/TOzk7hZsqVI/AAAAAAAAANs/4G2SCkcTwDw/s1600/KADIN+CINAYETLERI.jpg
  4. http://ortakalan.com.tr/userfiles/Untitled-1%20copy(445).jpg

Hazırlayan:

Okan USLU

Psikolojik Danışman

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir