Pedagojik Değerler Serisi – 5

Pedagojik değerler serisinin geçen ay yayınlanan yazısında toplumu oluşturan her bireyin sağlıklı bir ruhsal işleyişe ve kendini gerçekleştirme yetisine sahip olması için gereken birtakım değerlerden bahsetmiştik. Bu ay da bireylerin sağlıklı bir etkileşim kurabilmeleri için gereken birtakım içsel yönelimlerden ve kişilik özelliklerinden bahsedeceğiz.

Bir arada yaşayan bireylerin sağlıklı bir birliktelik ve olumlu bir iletişim kurabilmelerinde öncelikle sevgi ve saygı değerlerinden bahsetmek gerekir. Ardından, bu iki değerin temellendirildiği nezaket, hoşgörü, empati, sosyal paylaşım, iyilik ve duyarlılık değerleri de kişiler arası ilişkilerde dikkat edilmesi gereken, birbirleriyle bağlantılı ve birbirini tamamlayıcı değerlerdir. Ancak her biri ayrı bir öneme sahiptir ve her bireyin bu değerleri içselleştirmesi ve davranışlarına yansıtması sağlıklı bir iletişim için ön koşuldur. Bu nedenle anne-babalar ve öğretmenler, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çocuklarla iletişim kurarken bu değerlerin önemini sözel olarak ifade etmenin yanı sıra nezaketli, hoşgörülü, kabullenici ve empatik davranışlarıyla çocuğa rol model olmalıdır. Yıkıcı ve reddedici tutumlar çocuğun bu değerlerle tanışmasına ve davranışlarına aktarmasına engel olacaktır.

Büyük İslam düşünürlerinden Mevlana Celaleddin-i Rumi, “Sevgi, acıları tatlandırır. Sevgide bulanık sular arınır, bakışlar yumuşar, sözler güzelleşir” der. Ve sonra ünlü ruhbilimci Erich Fromm, sevginin yaratan bir güç olduğunu, güçsüzlüğün ise sevgi yaratamamak olduğunu söylemiştir. Ardından Hümanist psikolojinin kurucularından Abraham Maslow, sevginin bireyler için en temel ihtiyaçlardan biri olduğunu ve giderilmezse ileri dönemlerde patolojik sonuçlar doğuracağını vurgulamıştır. O halde biz de diyelim ki sevgi, bireylerin birbirlerine ve kendilerine karşı göstermeleri gereken sonsuz önemde bir his ve kuvvetli bir bağdır. Sevgi, insan ilişkilerinde nezaketi doğurur.

Sevginin sözlere ve davranışlara yansıyan haline nezaket denir. Nezaket, bireylerin birbirlerine ve kendilerine karşı güzel davranması, düşünceli ve terbiyeli bir tutuma sahip olması demektir, gönüller arasında köprü kurmaktır. Sevmeyi ve sevilmeyi bilme sanatıdır. Nezaketsizlik, çatışma ve gerginlik yaratır. O halde nezaketi yaşam biçimi haline getiren bir insan mutluluğa erişebilir, hayatında kin, nefret ve saygısızlığa yer vermez. Saygı, nezaketin önemli bir koşuludur.

Saygı, etkileşim halinde bulunulan bütün varlıkların ve oluşumların haklarını, inançlarını, değerlerini ve daha birçok özelliğini göz önünde bulundurarak davranmak, onlarla iletişim kurarken ön yargılara yer vermemektir. Kibarlık, görgü, nezaket ve hoşgörü gibi davranışların temelinde yatan tutum saygıdır.

İçinde insanlık sevgisi ve koşulsuz saygı olan bireyler aynı zamanda hoşgörülü bireylerdir. Hoşgörülülük bir hayat prensibi, bir tavır ve dolayısıyla bir kişiliktir. Hoşgörülü bireyler başkalarının görüşlerine ve önerilerine açıktır, reddedici ve dışlayıcı bir tutum göstermezler, hem başkalarına hem de kendilerine karşı aşağılayıcı bir tavır sergilemezler. Hoşgörünün yolu tevazu, uzlaşma ve ortak bir akla ulaşma çabasından geçer. Başka bir deyişle hoşgörülülük, empati kurabilmektir.

Empati, insani gelişimin en üst basamaklarından biridir ve anlaşılmak ihtiyacından doğan bir kavramdır. Kökeninde başkasının acısını kendi içinde hissetmek vardır ve empati kurabilmek, dünyaya başka bireylerin fenomenal alanından bakabilme becerisine sahip olmak ve aynı zamanda bu becerisini karşısındaki bireye hissettirebilmektir. Bu doğrultuda, iletişim kurulan diğer bireyler de önemsendiğini hissedecek ve anlaşılma ihtiyacını karşılayacaktır.  Orwel’in 1984 adlı kitabının kahramanı Winston’un işkencecisini adeta bir dostu olarak görmesinin sebebi de yine işkencecisinin kendi acılarını en iyi ifade eden ve anlaşılma ihtiyacını karşılayan kişi olması, yani kendisiyle duygudaş olmasıdır. Duygudaş olmak, acı veya mutluluk, her duygunun paylaşılmasıyla sağlanır.

Paylaşma olgusunun bir değer olarak ele alınmasının temelinde ‘sosyal paylaşım’ ihtiyacı yatmaktadır. Bireyler yaşantılarını ve hislerini, başkalarıyla paylaşma gereksinimi duyarlar. Baykara’ya göre (2014), hayata dair gerçekçi paylaşımların sonrasında, sevgi, saygı ve yardımlaşma gibi ögeleri de beraberinde zenginleştireceği düşünüldüğünde çıkan sonuçların topluma yansıması da aynı oranda artacaktır. Ayrıca bireylerin birbirleriyle sosyal paylaşımlarda bulunmaları, toplum olma bilincine de katkı sağlayacaktır. Bireylerin başkalarıyla bir arada yaşam sürmeleri, paylaşımlarda bulunmaları, birbirlerine karşı duyarlı olmalarını ve ilişkilerinde iyilik değerini ön planda tutmalarını gerektirir.

İyilik ve duyarlılık değerlerinin temelinde de empati yatar. Duyarlılık, bireyin karşısındakinin varlığını kabul etmesi ve sadece kendi menfaatini gözetmektense, başkalarının da yararına çaba göstermesi demektir. Bu çabanın karşılık beklenmeden, sadece sevgi ve iyi niyet temeliyle hayata geçirilmesi de iyiliktir. Duyarlılık ve iyilik kişiler arası ilişkilerde önemli kavramlardır ve bireylere mutluluk verir.

Pedagojik değerler yazı dizisinin altıncı bölümünde sorumluluk ve görev bilinci, girişimcilik, proje, işbirliği, rekabet, disiplin ve itibar değerlerinden bahsedeceğiz.

KAYNAKÇA

  1. Girgin, M. (2014). Pedagojik değerler. İçinde K. Baykara (Ed.), Paylaşmak (İkinci baskı). Ankara: Vize Yayıncılık.
  2. Orwell, G. (2016). 1984 (Elli yedinci baskı). İstanbul: Can Yayınları.

Görsel Kaynakça:

  1. http://www.idemahaber.com/wp-content/uploads/2015/11/tolerance-day-idema-780×439.jpg
  2. http://www.sosyalhizmetuzmani.org/empatikiletsmm.jpg

Nursena ALUÇLUER

Psikolojik Danışman

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın