Ortak Yaşamda Uyumun Kaçınılmazlığına Kısa Bir Bakış


Evlilik yolu ile kurulan birlikteliklerin ve uyumun getireceği sağlıklı yaşam üzerinde durmak istiyorum. Bireyler bu yol ile ortak ve mutlu bir yaşama doğru yol alırlar. Bireylerin bu yola girdikten sonra iki kişilik düşünmeleri gereklidir. Aile dediğimiz sistemin sarsılmaz bir biçimde yaşamda tutunabilmesi için eşlerin iki kişi yerine belki iki defa düşünmeleri gerekecektir. Burada kadın ve erkek diye bir ayrım yapmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Kadın ve erkeğin evlendikten sonraki eş rolündeki görevleri farklı olsa da bunun cinsiyet farklılığına yormamamız gerekir. Kadının veya erkeğin rolü eş olduktan sonra sadece biyolojik yapısı itibari ile kısmi farklılıklar gösterir.
Toplumsal yaşamın devamı ve sürekliliğini sağlamak için eşlerin üstlenmeleri gereken sorumluluklar mevcuttur. Çocukların sağlıklı bir şekilde ve bilinçte yetiştirilmesi ve eşlerin aile olarak topluma karşı olan görevleri onların önemli sorumluluklarındandır. Bu sıra böyle uzayıp gidebilir ama sırayı burada bırakıp eşlerin neler yapmaları gerektiği üzerinde durmak istiyorum. Mutlu bir aile tablosu çizmenin ön koşulu eşlerin uyum içinde olmasına bağlıdır. Karşılarına gelen durumlarda mantıklı düşünmeyen, karşısındaki olamayan, sadece kendi dediğinin doğru olduğunu savunacak olan bir eş toplumun bu küçük yapısına zarar verecektir. Karşısındaki olabilmenin önemini anlayamayan bir eş karşısındakinin giyiminden, kuşamından, okuduğundan, bildiğinden, hoşnut olmayabilir ve onu bulunduğu yerden çok daha aşağı bir konumda düşünebilir. Bu tarz davranış biçimlerinin olduğu bir aile ortamının gelişim seyri çarpık olacak ve sorunları sürüp gidecektir.
Yukarıda değindiğim iletişim örüntülerine sahip eş veya eşler toplumun en küçük birimi olan aileyi temsil etmektedirler. Aile ise toplumun en küçük yapı taşıdır. Dört duvar arasındaki bir devlettir. En küçük yönetim biçimidir. Aile ve toplumun bu ilişkisi bir zincirin halkaları gibidir ve belirli bir sırası vardır. Bu sıralamada olan bir bozukluk tepeye kadar yansıyacaktır.
Eşler farklı düşünebilir ve farklı yaşayabilirler. Karşısındaki olabilen bir birey bu farklılıkları bir zenginlik olarak bilir ve ayrışmaya değil farklılıklardan anlam çıkarmaya çalışır. Karar alma süreçlerinde bütün ihtimalleri ve uygunlukları düşünüp ortak bir karar verebilmek gerekir. Farklılık olabilir eşler için ama bu farklılık karar verme sürecinde bir çarpıklığa değil eşlere bambaşka bir bakış açısı kazandırabilmelidir. Eşlerin uyumu toplumsal uyum için ön koşuldur denebilir. Eş kelime anlamıyla birbirinin aynısı olan şey demektir. Evliliklerden böyle şeyleri bekleyemeyiz. Eşlerin farklılıklarını bilip buna göre bir yaşam profili çizmek yaşamı daha ferah kılacaktır. Bir eş olarak her zaman aklımızda tutmamız gereken bir öğreti, bir söz var: Dünyanın neresinden getirirseniz getirin, hangi ağaçtan alırsanız alın, neyle bölerseniz bölün, nerden bölerseniz bölün ama hangi elmayı ortadan ikiye ayırırsanız ayırın hiçbiri birbirinin aynısı(eşi) olmayacaktır. Bunun farkındalığı yoluyla yaşam daha anlamlı olacaktır.

MUHAMMED ÖZKAN
PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir