ÖLÜMÜN ARDINDAN

 

Ne söylense, yazılsa yetmeyecek dahasını isteyecek dipsiz bir kuyu gibi ölüm… Dünya üzerinde insanın ve bağ kurulan diğer canlıların ölümüyle ardında kalanların hissettiği duygular, sözün başladığı yer olarak karşımıza çıkıyor. Sevilen birinin kaybı sonrası yaşananları anlatırken 3 ayrı terim kullanılabilmektedir. Bu terimler birbiri yerine kullanılabilse de kavramsal olarak birbirlerinden farklılardır. Yakın kaybı (bereavement); bireyin sevilen birini yitirmiş olması durumunu ifade eder. Matem (mourning); kayıp sonrası yaşanan süreci, ritüeller, gelenekler, davranışlar gibi daha çok kaybın dış parçasını ve aktif başa çıkma stratejilerini tarif etmektedir. Yas (grief); kayıp yaşayan bireylerde, bu kayba karşı verilen pasif, istemsiz tepkileri, yaşanan sıkıntıyı, daha çok kaybın iç parçasını ve hissedilenleri yansıtmaktadır.Vamık Volkan’a göre “Ölüm kayıpların en somut ve en acı olanıdır. Ölüme karşı verdiğimiz tepkilerimizde farkında olmaksızın, geçmişimizdeki yarım kalmış, dayatılmış ya da aceleye gelmiş ayrılıklarımızın bilinçaltımızdaki kalıntılarını da bir arada yaşarız. Yas tutma, sadece ölüme karşı verilen bir yanıt değildir. Herhangi bir yitim ya da değişikliğe verdiğimiz psikolojik yanıt ve iç dünyamızla gerçeklik arasında uyum sağlayabilmemiz için yaptığımız uzlaşmalardır.

Ölenin ardından hissedilen duyguların karmaşıklığı üzerine uzun yıllar yapılan çalışmalarla yas süreci yordanabilir hale gelmiştir. KüblerRoss ölüm sonrası geride kalan bireylerin verdiği tepkileri 5 adımda toplamıştır: 1)İnkâr: Acının kişi tarafından kaldırılabilecek kadarının yaşanmasının bir yolu olarak yorumlanmıştır. Kişinin zihninde “Gerçek mi?”, “O gitti mi?”, “Gerçekten öldü mü?” gibi sorular belirir. Olayı/travmayı tekrar tekrar anlatmak, gerçeği kabul etmeye çalışırken acıyı hafifletecek şekilde inkârın bir yoludur. Örneğin; cenaze sonrası öleni hala bir iş gezisinde olarak hayal etmek inkârın bir örneğidir. Kişi güçlendikçe inkâr yatışır. 2)Öfke: İyileşme sürecinde yaşanan bir aşamadır. Öfke ölene (kendisini bıraktığı için), kişinin kendisine (ölene iyi bakmadığı veya ihmal ettiği için), doktorlara (öleni kurtaramadıkları için), etraftaki diğer insanlara (yeterince üzülmedikleri veya yas tutmadıkları için) veya Tanrıya (iyi bir insan olmamıza rağmen yardım etmediği için) yönelebilir. Kübler-Ross matemdeki bireyin öfkesini başkasına ve kendisine zarar vermeden yaşamasına izin verilmesini önerir.  3)Pazarlık: Genellikle pişmanlık ve suçluluk duygularına eşlik eder. Geçmişte nelerin daha farklı yapılabileceği düşünülür. Önce kişinin ölmemesi için, sonra acısız bir ölüm için, ölümden sonra da kişinin inancına göre sevilenle yeniden kavuşmak için pazarlık yapılabilir. 4)Depresyon: Bahsi geçen depresyon ruhsal hastalık değildir. Günlük yaşam sevilen olmadan boş hissedilebilir, ağırlık hissi eşlik eder. Kübler-Ross depresyona da izin verilmesini önerir. İnsanlar genellikle üzüleni neşelendirmeye çalışır, bu insanların olumsuz hislere tahammül edememesinden kaynaklanır. Yastaki kişiler “üzülme” demeden sadece yanlarında olanlara minnet duyacaktır. Sadece uzamış/klinik depresyonun tedavi edilmesi önerilmektedir. 5)Kabullenme: Kabullenme her şeyin tamamen iyi olması anlamına gelmez. Sadece gerçeğin kendisi ile tatsız da olsa yaşamanın öğrenilmeye başlanmasıdır. Bu evrede roller yeniden gözden geçirilir, bireyin kimliği ölen kişiye ne kadar bağlıysa bu yeniden yapılanma o kadar zordur. İyileşmek, hatırlamak, bir yandan da yeniden organize olmaktır. Bu evrede yavaş yavaş yeni ilişkiler geliştirilir. Kayba verilen tepkiler ve yas süreci kaybı yaşayanın kültürel özelliklerinden etkilenmektedir. Kültürel ritüeller, bireylerin ölüm ve kayıpla ilgili algılarını, kişisel deneyimlerini ve sevilenin ölümü nedeniyle hissettiklerini etkilemektedir. Bu nedenle yasın kültürel/sosyal olarak kavramlaştırılması kayıpla ilgili süreçleri daha kapsamlı olarak anlamayı sağlayacaktır. Bütün farklılıklar dikkate alınarak her kayıp, eğer tam olarak yası tutulabilirse, büyüme ve yenilenme için bir araç olabilir.

Hülya Orhan

Psikolojik Danışman

KAYNAKÇA

Bağcaz, A. (2017). Ankara’da Yakın Kaybı Sonrası Yas Belirtilerinin Yaygınlığı Ve Yordayıcı Etmenler (Sosyodemografik Özellikler, Yakın Kaybının Özellikleri, Anksiyete Duyarlılığı Ve Yetişkin Ayrılık Anksiyetesi İle İlişkisi). Uzmanlık Tezi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi.

Gizir, C. A. (2006). Kayıp sonrasında zorluklar yaşayan üniversite öğrencilerine yönelik bir yas danışmanlığı modeli. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2:195-213

Kübler-Ross E. (2010) Ölüm ve ölmek üzerine. (Çeviri: Uşşaklı, E). İstanbul: April Yayıncılık.

Volkan, D.V. Zintl, E.(2003). Gidenin ardından. (Çeviri:Vahip, I. Kocadere, M.). İstanbul: Epsilon Matbaası.

Volkan, D.V. Zintl, E.(2017). Kayıptan sonra yaşam. Ankara: Pusula Yayıncılık

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir