ÖLÜMSÜZLÜĞÜ TATMAK

‘Ölümüm bana can gibi hoş geliyor. Dirilmemle adeta bir ölümsüzlük ölümü bize helâl olmuştur. Azıksızlık azığı bize rızık ve nimettir. Ölümün görünüşü yok olma, içyüzü dirliktir. Ölümün görünüşte sonu yoktur. Gelecekte ise sonsuzluktur. Bana da ölüm tatlıdır. ‘Onlar ölmemişlerdir. Rablerinin huzurunda diridirler’ ayeti benim içindir’ (Mevlana, Mesnevî, c. I, s. 68.)

İnsanlık tarihi boyunca bütün toplulukların üzerinde en çok düşündüğü, konuştuğu konulardan birisi de ölüm olmuştur. Kendisinden kaçınılmayacak tek gerçek olan ölüm, insanları ister istemez bu gerçek üzerine araştırmaya, tartışmaya, konuşmaya itmiştir. ( Yazoğlu, R. ve İmamoğlu, T. , 2007)Şöyle bir bakıldığında varlığın ve ölümün araştırmaları, tartışmaları ilkçağa kadar uzanmaktadır. Varlık nedir? Varlık var mıdır, varsa türleri nelerdir? Beden-nefs, beden- ruh arasındaki ilişki nasıldır tarzı sorular hep olmuştur.( Saruhan,M.S. 2006) Çünkü insanlığın, karşısında en çaresiz kaldığı konudur ölüm. Bu yüzden insanoğlu, ölümün oluşturduğu olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulabilmek için hep bir arayış içinde olmuştur. (Kazancı, Ş.A. 2009)

Birçok filozof ve mutasavvıf ölüm, ölüm korkusu, ölümle baş etmeyle ilgili birçok açıklamalarda bulunmuşlardır. Sevilen birinin ölümü veya kendi ölümünü düşünmek elbette ki bir insan için en acı veren deneyimdir. Ancak her birey farklıdır ve ölüme verdiği tepki de farklılaşmaktadır. (Bildik, T. ,2013)

Tasavvuf ve mutasavvıflar açısından ölümü ele almadan önce Irvın Yalom’un ölüm hakkındaki fikirlerini açıklamak istiyorum. Yalom’un eserleri incelendiğinde varoluş konusuna çok vurgu yaptığı görülmektedir. Yalom’a göre insanın yaşadığı patolojilerin temelinde varoluşsal çelişki yatmaktadır ve bu patolojilerin temeline inildiğinde ölüm korkusunun yatmakta olduğunu ifade etmektedir. Yalom ‘ ölüm güneşe bakmak gibidir, uzun süre bakamazsınız’ demiştir. İnsanın uzun süre ölümü düşünmediğini zannettiğini söyler. Ancak her an ölümü düşünmediğini zanneden bireyin temelinde derin bir kaygının yattığını belirtir. İnsanın bu kaygıdan kurtulmasının yolunun da bu ölüm korkusunun farkına varması ve yaşamını anlamdıracak, yaşam doyumunu arttıracak şekilde yaşaması( sevgi içeren ilişkiler, yapmak istediğini yapmak gibi)  gerektiğini vurgulamaktadır. ( S. Fırıncıoğlu, 2015) ‘İyi yaşamayı öğrenmek iyi ölmeyi öğrenmektir, ve bunun tersine iyi ölmeyi öğrenmek iyi yaşamayı öğrenmektir.’ der Yalom. Biyolojik olarak hayat-ölüm sınırının kesin olduğunu psikolojik olarak da bu düşüncenin hep var olduğunu belirtmiştir. Ölümün fizikselliği insanı kaygılandıran bir gerçek olsa bile ölüm fikrinin insanı koruduğunu ifade eder. (I. Yalom, 2001)

İslam filozofları da ölüm korkusunu eserlerinde işlemişlerdir ve insanların ruh sağlığını korumaya yönelik açıklamalar yapmışlardır. Bu açıklamalar incelendiğinde akıl ve düşünce gücünü çözüm olarak kullanmışlardır. Korkunun sebepleri üzerine düşünüp akılcı yöntemlerle gidermeye çalışmışlardır.  İslam filozoflarından Farabi, ölüm korkusunun yenmenin yolunun hayata değer verip iyi davranışlar gerçekleştirmekdengeçtiğini belirtir. Öte yandan Mevlana ve Yunus Emre gibi sezgiyi ve keşfi odak alan İslam düşünürleri ölüm korkusuna karşı ölümsüzlük inancına yoğunlaşmışlardır. Bu şekilde kalbin doyumu ve huzuru açısından korkuyu gidermeye çalışmışlardır. Yunus Emre’ye göre ölüm sonsuzluk yoludur ve bu düşünceyle insanlara ölümü sevdirmeyi denemiştir. Durum Mevlana için de aynıdır, ölümü sonsuzluk olarak görüp sonraki sonsuz hayatı sevdirme yollarına odaklanmıştır. İnsanların kişilik, ahlaki ve ruhsal gelişimlerine yardımcı olabilmek için sonsuz hayata inanmanın önemine vurgu yapmıştır. Mevlana ölümü ayrılık değil de Sevgili’ye kavuşma olarak gördüğü için yaşanan kaygıyı ve ruhsal tahribi azaltmayı amaçlamıştır. Bu şekilde ölüm anını Düğün Gecesi yani Şeb-i Aruz olarak ifade etmiştir. Ölümden sonraki hayatı mutlulukla karşılamaktadır.

Sonuç olarak İslam düşünürlerinin belirttiği ölümden korkma sebepleri incelendiğinde ölümün belirsizliği, dünya hayatından ve imkanlarından mahrum kalmak, ahiret hayatında karşılaşılabilecek ceza düşüncesinin verdiği acı gibi farklı etmenler görülmüştür. Bu korkuların, günümüzdeki ölümle ilgili yapılan psikolojik çalışmalardaki belirsizlik, bedeni kaybetme, acı duyma, yalnız kalma, sevdiğini kaybetme, denetimi kaybetme, kimlik duygusunu kaybetme ve gerileme gibi korkularla benzerlik gösterdiği görülmektedir. İslam filozofları insanların ölümden sonra da hep var olma arzusu taşıdıkları bunun temelinde de sonsuzluğa karşı duydukları arzu ve inancın yattığını belirtmişlerdir. Ve genel olarak korkunun tedavisinde aklı temel almışlardır. (Saruhan, M.S.  2006)

Ben ölürsem sakın bana ölü demeyin. Aslında ben ölü idim

dirildim, beni dost aldı götürdü. Mevlana

Dünyadakilerin bu kadar korktuğu ölüm benim saadetimdir.

Acaba ne zaman öleceğim de, o saadetlerin en yücesine

ulaşacağım. HallâcMansûr,

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölümFeridüddin Attar

 

 

Gülsüm YILMAZ

Psikolojik Danışman

 

 

 

Kaynakça

Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4).

Fırıncıoğulları, S. (2015). Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek,Irvin Yalom. Düşünbil Dergisi Ocak Şubat , Sayı : 45  ISSN: 1309-3304

I. Yalom, (2001). Varoluşçu psikoterapi. (üçüncü baskı) İstanbul: Kabalcı Yayınevi

Kazancı, Ş.A. (2009) Mevlana’nın ölüm algısının Kur’anîarka planı  . Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, ISSN: 1308-9633 Sayı: II

Kılıç, M. (2013). Gerçek yaşam tadında: gelişim dönemleri, yaşam döngüsü ve ölüm. Ankara: Pegem Akademi

Mevlana, Mesnevî, c. I, s. 68.

Saruhan, M.S.  (2006) İslam Filozof ve düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi. AÜÝFD 47 , sayý I, s. 87-105, Ankara

Yazoğlu, R. ve İmamoğlu, T.(2007) Mevlânâ düşüncesinde bir ölümsüzlük tecrübesi olarak iradî ve doğal ölüm. . A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 34, Erzurum

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir