Mükemmel Toplum, Özel Gereksinimli Bireylerle Mümkün!

Türkiye İstatistik Kurumu’ndan elde edilen verilere göre Türkiye’de yaklaşık 5 milyon engelli birey yaşamaktadır. Elde edilen veriler sonucunda Türkiye nüfusunun yüzde 6.6’sını engelli bireylerin oluşturduğu yapılan incelemeler sonucunda ulaşılmıştır. Bireylerde bedensel, görme, işitsel, zihinsel, otizm gibi engeller görülmesi mümkündür. Bu engellere kişide doğuştan, doğum sırasında veya doğumdan sonra rastlanabilmektedir.
Türkiye nüfusunun yüzde 6.6’sını engelli bireylerin oluşturması toplumu da yakından ilgilendirmektedir. Nitekim toplumun engelli bireylere karşı acıyan gözlerle bakan, küçümseyen, dışlayan, alay eden gibi tutumları gözlenebilmektedir. Bu ve benzeri tutumlar engellilere karşı olumsuz bir algıya oluşmasına neden olunmuştur. Ayrıca engelli bireylerin toplum tarafından dışlanmalarına da sebebiyet vermiştir.

Ne yazık ki günümüzde engellilere karşı dışlanmışlık ve ayrımcılık devam etmektedir. Aynı zamanda engelli bireylerin aileleri de toplumun davranışlarından olumsuz yönde etkilenmektedir. Yapılan araştırmalara göre toplumun son derece ön yargılı ve olumsuz olduğu ve aileleriyle beraber dışlanıldığı çıkan sonuçlar arasında yer almaktadır. Ailelerin mümkün olduğunca toplum içine çıkmamayı tercih etmesi de çıkan sonuçlar arasında yer almaktadır (Aslan, Şeker ? ; 449).

“Sanki benim günahım var da öyle oldum. Aile ve sosyal çevrem bana acıyor. Altı yıl oldu, çocuğumu misafirliğe götürmüyorum, kötü bakıyorlar. Büyük kızımı servise bindirdiğim zaman herkes kötü kötü bakıyor. Kızım kendisi, anne gelmeyeceğim diyor. Erkek kardeşleri özürlü diyorlar” -Ev hanımı, iki kız çocuğu ağır zihinsel ve bedensel engelli- (Aslan, Şeker ? ; 459).

Özel gereksinimli bireylere karşı ön yargılı ve dışlayıcı tavırların bahsedilen örnekteki gibi olabileceği gibi ailelerin bazen de bu durumu kader ve takdir-i ilahi olarak görmeleri de gözlenebilmektedir:

“Takdiri İlahi, doğumuna sevinemedik”- Ev hanımı, hafif zihinsel ve bedensel engelli bir erkek çocuğu var- (Aslan, Şeker ? ; 459).

“Bazı akraba ve dostlar beni suçlar gibi bakıyorlar. Bir ceza gibi görüyorlar…

Çocuğum özürlü diye dışlanıyor. ‘Beni sevmiyorlar anne’ diyor” -Baba serbest

meslek sahibi, çocuğu zihinsel ve bedensel engelli- (Aslan, Şeker ?; 458).

Şems-i Tebrizi’nin de dediği gibi “Senin gönlün değişirse dünya değişir.” Bundandır ki özel gereksinimli bireylere karşı tutumların ön yargıların değişmesi şüphesiz gönüllerin değişmesi ile yakından ilişkilidir (Özel Gereksinimli Bireylere Yönelik, t.y.).

En temel gereksinimlerden biri toplum tarafından kabul edilmek ve topluma uyum sağlamaktır. Her birey için bu durum geçerli olduğu gibi özel gereksinimli bireyler içinde geçerli bir durumdur. Özel gereksinimli bireylere karşı davranışların iyileşmesi ve olumlu yönde adımlar atılması gereklidir.

Her ne kadar toplum içinde çokça sorunlarla karşılaşılsa da özel gereksinimli bireyler çeşitli yollarla hayatlarını devam ettirmenin yollarını bulmuşlardır. Hayata dişleriyle sarılan Oğuz Mucurluoğlu …sağlıklı insanlar gibi tırnaklarımla gelemediğim yere dişlerimle gelmek zorundaydım.” (akt. Tekeci, 2013).

Dişlerini kullanarak dört üniversite okuyabilen, kitaplar yazabilen, sosyal hayatını devam ettirebilen kısacası engel tanımadan yaşamaya devam eden yazar, zorlukların üstesinden spastik engelli olmasına rağmen dişlerini kullanarak gelmiştir.

Engeli ve engelli bireyleri anlatırken işin aile boyutuna da bakmak faydalı olabilir. Çocuğun aileye katılması ebeveyn için son derece mutluluk verici bir olaydır. Çocukları için yapılan planlar, hayaller anne ve baba ağzından mutluluk ve heyecanla dökülür. Çocuğunun yaşıtları ile okula gidebilmesi onlar gibi koşup yürüyebilmesi, konuşabilmesi aileler için çok önemli olmaktadır. Beklenilenin olmaması halinde bu durumun aile için tam bir travma etkisi yaratabileceği görülmüştür. Ebeveynler engelli bir çocuğa anne ve babalık yapmak için kendini hazır hissetmeyebilir.

Engelli çocuğu kabullenmek zor bir süreçtir. Anne ve babalar kendilerini çeşitli zorlukların beklediğinin farkındadır. Ebeveynlerin karmaşık duygularla da baş etmek durumunda kalmaları kaçınılmazdır. Bunlardan başlıcaları; belirsizlik (Dayısı da böyleydi, geç konuştu), şok (nasıl olur, şimdi ne yapacağım), inkar etmek (Ebeveyn sürekli araştırmalar yaparak konulan teşhis kontrol edilir), suçluluk (benim yüzümden, hamilelik esnasında dikkatli olamadım), kızgınlık(benim başıma nasıl geldi, neden ben?), depresyon (Tükenmişlik,ağlamalar,yorgunluk).

Özel gereksinimli bireylerin ailelerinde benzer tepkilerle karşılaşılması mümkündür. Kimi aileler bu aşamalarda takılabilirken kimi ailelerin ise bu aşamalarda gel-gitler yaşaması mümkündür. Engelli bir çocuğu kabullenmek zor olacaktır. Oğuz Mucurluoğlu’nun babası da “Alın bunu, kesip biçin inceleyin, onu tıbba hizmet için size bırakıyorum” diyerek yaşadığı şok ve kızgınlıkla doktorlardan oğlunu iğneyle öldürmelerini istemiştir (akt. Tekeci, 2013).

Oğuz Mucurluoğlu’nun babasının tepkileri durumun ebeveyn boyutunun aslında ne kadar uç olabileceğini göstermektedir. Yaşanan bu süreç ebeveyn için oldukça ağırdır. Bu durumla yüzleşen ailenin kendini çöküntü (depresyon) ve keder içinde bulması mümkün gözükmektedir. Aile kendini umutsuz hissedebilmektedir. Engelli bireyin gelişim aşamalarıyla yakından ilgilenen annelerde bu durum yoğun olarak gözlenebilmektedir.

Özel eğitim kurumu ile yapılan çalışmada psikolog S.K. (görüşme, 5 Kasım 2018)  çocuklarıyla yakından ilgilenen kişilerin anneleri olduğunu vurgulamış babaların ise sürekli çalıştığını, ilgilenme konusunda eksikleri olduğundan bahsetmiştir. Öyle ki çocukların kuruma sadece anneleriyle gelebildiklerini veya varsa dedeleri ile beraber gelebildiklerini eklemiştir. Ayrıca yapılan görüşmede S.K, ailelerin çocuklarının engellerini aşabileceği konusundaki umutsuzluklarını da dile getirdiğini ifade etmektedir.

Özel eğitim kurumunda bulunan yetişkin engelli bireylerin yaşıtlarından geri kaldığı düşüncesinin de var olabildiği ifade edilenler arasında yer almaktadır. Kurumda bulunan özel gereksinimli bir birey, yaşıtlarının artık evlendiğini kendisinin ise bir tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak kaldığı düşüncesine sahip olduğunu ifade etmiştir.

Sorumluluğun anneler üzerinde olduğunu gösteren en güzel örneklerden biri de Avustralya’da dünyaya gelen Nick Vujicic’in annesinin çocuğu için aldığı sorumluktur. Nick  gen bozukluğu nedeniyle uzuvları olmadan dünyaya gelmiştir. Bu nedenle ağır depresyon geçirmiştir. Bu da onun intihara sürüklenmesine yol açmıştır. Annesinin gösterdiği sevgi ve şefkatle hayata yeniden tutunan Nick Vujicic intihardan vazgeçmiştir. Annesinin okuttuğu bir makale ona hayatının dönüm noktasını yaşatmıştır. Okuduğu yazı ise engelleri olan ve buna rağmen asla pes etmeyen bir adam hakkındadır (İntihar Etmek İsterken Hayatı Keşfetti, 2013).

Nick Vujicic Life Without Limbs (Uzuvsuz Hayat) derneğini kurdu, 21 yaşında çift anadal yapan, kitap yazan ve konuşmalarını DVD formatında piyasaya sürmüştür. Şimdilerde evli ve çocuğu vardır.

Ailelerin yaşadığı diğer bir aşama ise utanma duygusuyla çocuklarını saklama girişimlerinde bulunmalarıdır. Ne yazık ki toplumda engelli bir çocuğa sahip olmanın utanç verici bir durum olduğunu düşünen insanlar var olabilmektedir. Özel eğitim kurumuyla yapılan bir görüşmede, veli görüşmesi için ziyaret edilen bir evde engelli çocuğunu görmesinler diye saklayan ebeveynlere şahit olunmuştur. Engelli bireye sahip olan aileler sosyal hayatlarını da kısıtlayarak sosyal ilişkilerini sınırlandırmaktadırlar.

Yanlış davranışlar bireyi doğru sonuçlara götüremeyeceği gibi var olan durumun da düzelmesini sağlamayacaktır. Bu nedenle gerekli yardımlar alınarak öncelikle ailelerin engelli çocuklarına doğru davranışlarla yaklaşması son derece önem arz etmektedir. Okulların psikolojik danışma ve rehberlik servislerinden faydalanarak psikolojik danışman ve aile iş birliği içinde olmalıdır. Anne ve babanın çocuk üzerinde ki destekleyici tutumu onu toplum içinde olumlu yönde etkileyecektir. Sahip olunan engel artık engelsiz bir yaşama dönüşecektir.

Önemli olan sahip olunan engeller değil onlarla baş etme yollarını bulmaktır. Zihnimizdeki duvarları yıkıp sınırlı olan düşüncelerimizi aşarak yepyeni bakış açıları kazanmak dileğiyle…

Arzu UYAR

Psikolojik Danışman

 

Kaynakça

  1. İntihar Etmek İsterken Hayatı Keşfetti. Hayat Sınav Sonucu: Başarılı – Nick Vujıcıc Kimdir? (2013, 26 Kasım). Erişim adresi: http://www.manevisosyalhizmet.com/?p=507
  2. Karataş, Z. (2010, 3 Ocak). Engelli Bireye Sahip Ailelerin Sorunları. Erişim  adresi: http://www.omactivities.com/2013/11/intihar-etmek-isterken-hayati    html
  3. Seçkin, F. (2017, 20 Ocak). Engelli çocuğa sahip ailelerin sorunları. Erişim adresi: https://www.rehberlikservisi.net/engelli-cocuga-sahip-ailelerin-sorunlari/
  4. Tekeci, F. (2013, 18 Şubat). İki diş arasına sıkışan hayat. Erişim adresi: http://www.hurriyet.com.tr/iki-dis-arasina-sikisan-hayat-22619258

 

Görsel Kaynakça

  1. http://gorselin.blogspot.com/2013/01/moguz-mucurluoglu-sevgililer-gununde.html
  2. http://www.omactivities.com/2013/11/intihar-etmek-isterken-hayati-kesfetti.html
  3. https://grafikservisi.com/thread-931.html?highlight=d%C3%BCnya
  4. https://www.sondakika.com/haber/haber-engelli-cocuklar-fircalariyla-trafolara-hayat-9694759/
  5.  http://www.hurriyet.com.tr/egitim/secbir-tohad-ve-ergden-yeni-rapor-ders-kitaplarinda-engelliye-yer-yok-40455583

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir