Kültür ve Psikopatoloji

         Kültür ve Psikopatoloji

Bireyler, belli bir toplumun parçası olarak dünyaya gelirler. Toplumun sahip olduğu belli maddi ve manevi bir takım ritüeller ve diğer pek çok fenomen  bireyin içerisinde bulunduğu toplumun kültürel yapısını oluşturur. Bu kültürel yapı bireyin hayatının neredeyse her alanında etkili olmaktadır, ruhsal rahatsızlıklar da dahil. Ruhsal rahatsızlıklar, sözel ve davranışsal açılardan dışarı yansıdıkları için biyolojik bulgulardan çok düşünce, duygu ve davranış anormallikleri ile tanınırlar. Bu anormallikler ifade edilirken ya da davranışa dökülürken bireyin hayatı boyunca edindiği, içerisinde bulunduğu kültür sayesinde şekillenen sözel ve davranışsal birikimleri kullanırlar (Göka ve ark., 1992). Kültürün insan davranışları, düşünce ve duygularına olan etkisi öylesine belirgindir ki bunu patolojik durumların tanılanmasında da görebilmekteyiz. Örneğin; beden tüm toplumlarda simgeleştirmenin zengin bir kaynağıdır. Beden üzerinden ortaya atılan metaforlar ruhsal rahatsızlıkların pek çoğunda ön plana çıkmaktadır. Depresyonu ele alacak olursak, toplumların çoğunda depresyonun üzüntü boyutundan yakınılmaz. Daha çok yorgunluk,  baş ağrısı, mide yanması, iştahsızlık ya da aşırı yeme gibi çeşitli yakınmalar söz konusudur. Dolayısıyla kişiler bir uzmana gidip depresyon tanı ve tedavisi almazlar. Duyguların depresyonun ana ekseni olarak ele alınması kültürel bir tutumdur ve depresyonun duygusal boyutuna ağırlık vermek Batı toplumunun bir özelliğidir (Sayar, 1998). Bu nedenle tanılama ölçütlerinin belirlenmesinde ele alınan örneklemin ait oldukları toplumlar büyük önem arz etmektedir. DSM’deki kategorizasyon bu kültürel göreceliliği göz ardı etmekte ve Batı’ya özgü olmayan diğer belirtileri sınıflandırmaya dahil etmemektedir. Oysa farklı kültürel ortamlarda normallik ve patolojik durumlar farklı şekillerde ele alınabilmektedirler. Kültürler arasındaki semptom öbekleri  arasında yüzeysel benzerlikler bulmak, o rahatsızlığa ait yaşantıların başka kültürlerde de bizzat gerçekleşeceği  anlamına gelmemektedir.  Homoseksüelliğin kültürel alandaki farklılaşmayla hastalık kategorisinden çıkartılması bunun tipik bir örneğidir (Göka ve ark., 1992). Kültürel göreceli bir bakış açısına sahip olmayıp tanılama ölçütlerini kültürel düzeye indirgemek, insan ıstırabını fizyolojik bir boyuta indirgemek kadar hatalı bir davranıştır (Sayar, 1998). Özetle kültürlerin kendine özgü oluşu, bireylerin hayatlarında pek çok alana etki ettiği gibi ruhsal bozuklukların tanılanmasına da etki eder ve bu konuda da kültürel göreli bir yaklaşımın benimsenmesini gerektirir. Aksi taktirde benimsenecek olan indirgemeci bir yaklaşım, kültürlerin geri plana atılmasına sebep olarak tep tipleşmeye yol açacaktır.

Psikolojik Danışman

Merve Döne Yıldırım

Göka, E., Türkçapar, H., Şirin, A. ve ark. (1992), Bir vaka: kültürel fenomenlerin psikiyatrik tanılara etkisi. Kriz Dergisi, 2(1), 214-217.

Sayar, K.(1998), Kültür ve psikopatoloji. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, 8(3), 176-179.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir