Kaygı

KAYGI

Önce kaygının tanımıyla başlayalım. Kaygıyı; beklenen bir durumla ilgili yaşanan endişe hali olarak tanımlamak mümkündür. Psikoloji literatürüne bakacak olursak Freud’un kaygıyı egonun bir işlevi olarak ele aldığını, varoluşçu psikologların ise kaygıyı; insan olmanın kaçınılmaz bir parçası olarak yüzleşmemiz gereken, hayatta kalmak, korunmak ve varlığını savunmak için bireyin kişisel olarak verdiği çabalardan doğduğunu düşünürler.

Kaygı denildiğinde ilk başta zihnimizde işlevimizi bozan, bizi bir şeyler yapmaktan alıkoyan bir duygu belirse de aslında kaygının olumlu pek çok özelliği de vardır. Dikkat edilmesi gereken nokta kaygının ne kadar yoğun yaşandığı ve kontrol edilebildiğidir. Eğer kaygımızı kontrol edemezsek, kaygı yüzünden yaşadığımız anı ya da yaşayabileceğimiz güzel şeyleri kaçırabiliriz. Buna uygun kültürümüzden de şu örneği verebiliriz; azı karar çoğu zarar. Kaygı; gelecekteki tehditleri fark etmemize ve plan yapmamıza yardımcı olur bu sayede kaygı uyum sağlayıcıdır. Dikkatimizi arttırır, hata oranını azaltır.

 

Yaygın kaygı bozukluğu; neredeyse her şey hakkında gerçekçi olmayan aşırı endişe ve korku halidir. Peki kaygı bizim için ne zaman ciddi bir hale gelir?

Yaygın kaygı bozukluğu küçük şeylerle ilgili sürekli endişe hali olarak karakterize edilebilir. YKB’nin diğer kaygı bozukları ile birlikte eş tanı alma ihtimali daha yüksektir. DSM-V’e göre aşağıdaki belirtilerin en az 6 aydır görülüyor olması tanı için gerekli ölçütlerdir;

  • Günün en az yarısında sağlık, eğitim gibi birçok konuda endişe hali
  • Endişeyi kontrol etmede güçlük
  • Korku, tedirginlik, huzursuzluk
  • Yorgunluk hali
  • Konsantrasyon güçlüğü, karar vermede zorlanma
  • Uykusuzluk, bayılma, yorgunluk
  • Kas gerginliğini

Yaygın kaygı bozukluğunu ilaçla , psikoterapi ve bilişsel terapi ile çözmek mümkündür.

Sümeyye Nur KANDEMİR

Psikolojik Danışman

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir