Kaygı Bozuklukları

“Anksiyete Yani Kaygı Bozuklukları!”

Ruhsal nevrozlarda “bozukluk” terimi kullanılır olmuştur. Bunun nedeni, ülkemizde psikiyatristler tarafından yaygın bir şekilde kullanılmakta olan Diagnostic and Statistical Manual ya da kısa adıyla DSM’nin, yıllarca kullanılmış olan ‘’nevroz’’ ve ‘’psikoz’’ kavramlarından önemli ölçüde vazgeçerek bunların yerine ‘’disorder’’ sözcüğünü yeğlemesi ve bu sözcüğün Türkçeye ‘’bozukluk’’ olarak çevrilerek kullanılmakta oluşudur.

Kaygı Nedir?

Anksiyete tanımlanması zor bir korku ve endişe duygusudur. Bu duyguya vücutta bir takım duyumlar eşlik edebilir. Göğüste sıkışma hissi, kalp çarpıntısı, terleme, baş ağrısı, midede boşluk duygusu ve hemen tuvalete gitme gereksiniminin doğması gibi duyumlar örnek olarak verilebilir. Huzursuzluk, dolanıp durma isteği de anksiyetenin sık görülen belirtilerdendir.

Korku, herkes tarafından tehlikeli olarak kabul edilen bir duruma karşı yaşandığı halde , kaygı kişinin kendisinin ürettiği bir duygudur ve bu duyguya neden olarak gösterilen durum çoğu insana saçma görünür.

Anksiyetenin ortada somut bir tehlike olmaksızın yaşanması, sık ve şiddetli bir biçimde ortaya çıkması ve kişinin olağan yaşamını etkilemeye başlaması bireyde bir anksiyete bozukluğu olduğunu düşündürür.

Ansiyete bozuklukları ne şekilde olursa olsun temel nedeni kaygıdır.

ANKSİYETE BOZUKLUKLARI

-Panik Bozukluğu

-Fobiler

-Obsesif-Kompulsif Bozukluk

-Post-Travmatik Stres Bozukluğu

-Yaygın Anksiyete Bozukluğu

 Panik Bozukluğu

Panik atağının görünürde bir sebebi yoktur ama panik bozukluk sürecinin başlangıcı genellikle çevresel veya psikolojik faktörlerle yakından ilintilidir.

Panik nöbetlerinin süresi dakikalarla sınırlanırsa da kişide katlanılması zor bir ürküntünün yaşanmasına neden olur. Birden ve tüm yoğunluğuyla ortaya çıkan bu nöbetlerde çarpıntı, soluk alma güçlüğü, aşırı terleme, ayılma duygusu ve baş dönmesi, yüz ve ellerde solukluk ve soğuma, göğüs ve mide bölgelerinde yoğun bir ağırlık duygusu ve ölüme yaklaşılıyormuşçasına korkutucu bir duygu yaşanır. Bu duyguların bireyde yarattığı panik ile hastaneye gidilir ve ilaç ve güven sağlayıcı sözlerle birey rahatlayabilir.

Panik nöbeti olan insanların çoğunda agorafobi de bulunur. Agorafobi, tehlike halinde kaçmanın zor olabileceği veya yardım sağlanamayacak yerlerde bulunmaktan anksiyete duymaktır. Agorafobi, tek başına evin dışında olma, kalabalık bir ortamda bulunma, sırada bekleme, otobüse binme kaygısı olarak belirtilebilir.

Panik nöbetlerinin tekrarlayıcı niteliği, bir sonraki nöbetin nerede ve ne zaman geleceği konusunda bir beklenti anksiyetesinin sürekli yaşanmasına neden olur.

Psikoterapi, psikoeğitim ve hastanın yanlış inanışlarının yeniden yapılandırılmasına odaklanmaktadır. Hastaya güvence verilmesi, denetimi ele almasının sağlanması, bedensel belirtileri anlaması, iç ve dış uyaranlara karşı duyarsızlaştırılması gerekir. Psikoterapi, panik nöbetlerinin önemli ölçüde rahatlatılmasına katkıda bulunabilir.

Fobiler

Normal insanlar tarafından tehlikeli sayılmayan obje ya da durumlar karşısında duyulan olağan dışı güçlü bir korku olarak tanımlayabiliriz.

Çoğu insan arada bir geçici ve mantık dışı korkulara kapılabilir. Ancak fobide korku duygusu o denli yoğundur ki kişinin günlük yaşamını engelleyebilir.

Fobiler, ansiyetenin daha kolayca saklanabilecek obje ya da durumlara doğru yön değiştirmesini ve tehlikeli dürtülere karşı savunma niteliğinde bir engel oluşturulmasını sağlar.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk

Obsesyon (saplantı) tekrarlayıcı ve zorlayıcı düşünce, duygu, fikir ya da histir. Kompulsiyon (zorlantı) ise sayma, kontrol etme ya da kaçınma gibi bilinçli, standardize, tekrarlayıcı düşünce ya da davranıştır. Obsesyonlar kişinin anksiyetesini artırır, kompulsiyonlar anksiyetesini azaltır. Kişi obsesyonların ve kompulsiyonların mantıksız olduğunu bilir, ancak obsesyonların gelmesini engelleyemez ve kompulsiyonları tekrarlamaktan kendini alıkoyamaz.

Obsesyonlar genellikle kişisel sorumluluk alanıyla ilgili ve birden fazla olup, görülme sıklığına göre kirlenme, şüphe, somatik, simetri, saldırganlık, cinsel ve diğerleri olarak bildirilmiştir.

Kompulsiyonlar da genellikle birden çok olup, görülme sıklığına göre kontrol etme, temizlik, sayma, soru sorma, simetri ve biriktirme olarak bildirilmiştir.

Obsesyonlar ve kompulsiyonlar günlük yaşamda, sık sık kontrol yapma (kilit, ocak ,musluk vb.), zarar verecek durum ve nesnelerden kaçınma, kapı ve musluklara dokunmama, sık sık el yıkama, aynı şeyi birkaç defa üst üste sorma, simetriye aşırı özen gösterme, çöp ev oluşturma gibi davranışlarda doğrudan ve dolaylı gözlenebilir. Aşikar olmayıp hastaya çok sıkıntı veren obsesyonlar ise cinsel (ensest, eşcinsellik vb.) ve dini (küfür, günah işleme vb.) olanlardır.

Tedavisi ilaç ve psikoterapidir.

Post-Travmatik Stres Bozukluğu

Trafik kazaları, yangınlar, depremler, sel baskınları ve bedensel ya da cinsel saldırıya uğrama gibi olaylar şok tepkisi de denilen geçici kişilik bozuklarına yol açarlar. Ancak bazı insanlarda böyle bir olayın izleri kalıcı ve sürekli ruhsal durum bozukluklarına neden olabilir. Post-Travmatik Stres Bozukluğu denilen bu durum bazı belirtileri içerir:

  • Geçirilen sarsıntının istem dışı gelen düşüncelerde ve rüyalarda tekrar tekrar yeniden yaşanması,
  • İnsanlara yaklaşmaktan kaçınma ya da onlara karşı tepkisiz kalma ve cinsel istek azalması
  • Uyku güçlükleri ya da gürültü vb. uyaranlara karşı sıçrama gibi abartılı tepkiler verme eğilimi.

Tedavisinde ilaç tedavileri, travma sonrası ortaya çıkan semptomlara yönelik olmalıdır ve psikoterapide dehşet ve korku duygularının yoğun olduğu erken dönemlerde “Destekleyici Psikoterapi” yöntemleri tercih edilirken, kaçınma davranışlarının daha sık görüldüğü uyanış dönemlerinde “Davranışçı Psikoterapi” uygulamaları tercih edilir.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

En az 6 ay süreyle, hemen her gün anksiyete ve endişeli beklenti, huzursuzluk, çabuk yorulma, gerginlik, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle giden sosyal ve mesleki işlevselliği bozan bir durum olarak tanımlanır. Eşlik eden diğer belirtiler arasında dikkati toplayamama, karar verme güçlüğü, aşırı duyarlık , umutsuzluk , uyku bozuklukları , aşırı terleme ve sürekli kas gerilimi sayılabilir.

Yaygınlığı %3–8 arasında değişir. Kadınlarda sıklığı 2 kat daha fazladır. Klinik özellikleri içinde yaygın ve yoğun bir anksiyete, huzursuzluk, irritabilite, titreme, baş ağrısı, terleme, çarpıntı, mide yakınmaları, boğulma hissi, endişeli beklenti gibi belirtiler ön plandadır. Hastaların çoğu bedensel belirtiler nedeniyle psikiyatri dışı hekimlere başvururlar, çoğu kez yanlış tanınırlar.

Tedavisinde antidepresanlar ve psikoterapi kullanılır.

 

KAYNAKÇA:

  1. Geçtan, E. (2013). Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar. İstanbul: Metis.
  2. Geçtan, E. (2016). İnsan Olmak. İstanbul: Metis.
  3. Türkçapar, H. (2004). Anksiyete Bozukluğu ve Depresyonun Tanısal İlişkileri. Klinik Psikiyatri, 4, 12-16
  4. Karamustafalıoğlu, O., Yumrukçal,H. (2011). Depresyon ve Anksiyete Bozuklukları. Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni, 45(2), 65-74.
  5. http://www.psikolojiportali.com/anksiyete-bozukluklari-kaygi-bozukluklari-nedenleri-turleri-ve-belirtileri/
  6. http://www.e-psikiyatri.com/kaygi-bozukluklari-23971 (24.08.2017-01.58)
  7. http://www.anneboyutu.com/Haber?dusunceler-takintolmasin&ArtId=8899 (24.08.2017-02.02)

 

BÜŞRA YILMAZ

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir