Kadınlar olmadan erkekler olabilir mi?

Kadını “zayıf cins” olarak tanımlamak bir iftiradır ve erkeklerin kadınlara karşı yaptığı haksızlıktır. Eğer güçten kastedilen kaba kuvvet ise elbettekadınlar erkeklerden daha az vahşidir. Ancak güç eğer ahlaki bir güçse, o zaman kadınlar erkeklerden tarif edilemez derecede üstündür. Kadınlar bizden daha fedakar, daha cefakar, zorluklara çok daha fazla dayanan, daha cesur insanlar değil mi? Kadınlar olmadan erkekler olabilir mi? Kim bir kadından daha fazla gönle hitap edebilir?’ 

Mahatma Gandhi

Hayat yolculuğunda birçok durakta durup keyifle manzara seyrederiz. Her durağın sorumluluğu ve keyfi ayrıdır. Evlendikten sonra durulan duraklardan birisi de dünyaya yeni bir nefes getirmenin keyfine varmaktır. Canımızdan bir parça, bize anne ya da baba olma heyecanını tattırır. Anne ya da baba olacağını ilk öğrenenler “kız olsun erkek olsun sağlıklı olsun.” derler dışlarından. Peki ya içlerinden? Herkesin gönlünde bir aslan yatarmış ya, bazıları prenses gibi bir kız hayali kurar, bazıları ise soyunu devam ettirecek bir veliaht. Sonrasında da bebek yetiştirme kaygısı, okulu, sağlığı, psikolojisi, mutluluğu… 

Bebeğin cinsiyeti belli olduğu andan itibaren alınacak eşyaların rengi, oyuncakların türü, hitap şekli, bebek mevlidindeki süslerin çeşidi, doğum günü pastasında kullanılacak masal kahramanları belirlenmeye başlar. Çünkü kızlar kız gibi olmalıdır, erkekler erkek gibi! Peki kız ve erkek gibi olma kriterleri nasıl belirlenmişti?  

Bebekleri ile oynamayı reddedip akşama kadar erkeklerle top oynayan bir kız; ya da dışarıda tabanca ile oynayıp kuş avlayan arkadaşlarını tercih etmek yerine kızlarla evcilik oynayıp yemek pişiren bir erkek yapmaması gerekenleri mi yapıyordu? Pembe bir tişört giyen oğluna hayırdır oğlum hiç mi renk bulamadın diyen baba; ben mühendis olmak istiyorum diyen kızına, sen kızsın ne işin var öğretmen olsana diyen bir anne… Hiç kendinize sordunuz mu bu kriterleri kime göre belirleyip çocuklarınızı yargıladınız? 

Ya da oğlunuz büyüdüğünde, çok bencilce hareket edip, kızınız içine kapanık olmaya başladığınızda hiç kendinize sordunuz mu? Ben ne yaptım diye? Oğlum sen aslansın kaplansın diyip kavga ettiğinde benim oğlum dayak yiyecek hali yoktu ya diyip, şiddeti normalleştirdiğiniz, benim neyim var neyim yok senin, sen benim soyumu yürüteceksin diyip doyumsuz ve herkesi kendine amade görmesini sağladığınız olmuş mudur? Peki, herkesin içinde sürekli konuşan kendini ifade eden kızınıza kız kısmı ağır olur, ağır taşı ne yel alır ne sel alır dediğiniz, atletizmde derece getirdiğinde kızınıza koşunca ne oluyormuş yemek yap, örgü ör dediğiniz? 

Sevgili anne babalar, elbette kültürün ve anne babanızın çocuk yetiştirme tarzının sizin üzerinizdeki etkisi yok sayılamaz. Kültür, gelenek ve göreneklerin çocuk yetiştirme konusundaki olumlu etkisi de inkar edilemez. Fakat bununla birlikte saçları upuzun bir prenses olmaktansa bir savaşçı olmak isteyen kızınızı, doktor olmak yerine aşçı olmayı tercih eden oğlunuzu engellemek yerine desteklemek nasıl olurdu. Mutsuz ve kendini sevmeyen bir prenses yerine cesur ve mutlu bir asker, başarısız ve kendine güvenmeyen bir doktor yerine dünyaca ünlü bir şef görmek nasıl olurdu? 

Yetişkinler olarak çocukların üzülmesine, yanlış yapmasına, karar verirken hataya düşmesine tahammül sınırlarımızı yoklamamızın zamanı geldi de geçiyor. Kendi doğrularımızı kendi hayallerimizi ve kararlarımızı çocuklara dikte etmek yerine onların kararlarında yanında olmak ilerleyen yıllarda keşke demekten kurtulmak demek olabilir mi? Çocuklarınızın kararlarında ve  kendini bulmasında ışıklı bir rehber olmanız dileğiyle!

 

Asiye DURSUN 

Uzman Psikolojik Danışman 

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir