İTAATSİZLİK ÜZERİNE

İTAATSİZLİK ÜZERİNE

Özgürlük Neden Otoriteye ‘Hayır’ Demektir?

Kitabın Yazarı: Erich FROMM

İngilizceden Çeviren: Nurdan SOYSAL

Yayınevi: SAY

Baskı: 3.Baskı

Sayfa Sayısı: 77

Erich Fromm 1900 yılında Almanya’nın Frankfurt kentinde doğmuş ve antisemitizmin yaygın olduğu bir ortamda yahudi bir çocuk olarak büyümüştür. Savaşla ve antisemitizmle olan kişisel deneyimleri, Erich Fromm’un insan davranışına olan merakını ateşlemiştir. I. Dünya Savaşı çıktığında Fromm 14 yaşındaydı ve bir ergen olarak çevresindeki savaşın mantıksızlığı ve yıkıcılığı karşısında sarsılmıştı. Yaşadığı deneyimler Fromm’u insanoğlunun gerçek doğası üzerinde bir yaşam boyu düşünmeye itti. “ Savaş sona erdiğinde” diye yazar, “ İnsanların nasıl olup da savaştıkları sorusuna takılıp kalmış, sorunlu bir genç adamdım. Bu akıl almaz kitle hareketini anlamak istiyor, barış ve uluslar arası bir uzlaşma için tutkulu bir arzu duyuyordum.”

Fromm bu sorusuna iki kaynaktan yanıt aradı ve buldu. Freud bireysel farklılıkları anlamasına yardımcı oldu, Karl Marx da davranış üzerindeki sosyopolitik etkileri açıkladı. Fromm okuldayken bol bol Freud ve Marx okudu. Doktora derecesini 1922’de Heidelberg Üniversitesi’nden aldı ve Berlin Psikanalitik Kurumu’nda psikanaliz okudu. Daha sonra Almanya’da ahudiin yükselişi başladı ve Fromm 1934 yılında kendi vatanındaki bu ahudi karşıtı hareketleri izledi. Almanya gittikçe daha tehlikeli bir yer haline gelince ABD’ye göç etti ve Avrupa’daki gelişmeleri oradan gözlemledi.

Fromm’un psikanaliz ve toplumsal sorunlara olan ilgisi, 1941’de basılan kitabı Özgürlükten Kaçış’ta dile geldi. Kitap, Nazi hareketini, bazılarının dediği gibi “sosyopsikanalitik” bir yorumla ele alıyordu. Klasik psikanalizin ve politik kuramların bir birleşimiydi. Fromm’un meslek yaşamı da yazılarında yer alan psikanaliz ve sosyalizmin bileşimini yansıtır. Columbia, Bennington Koleji, Yale, Michigan State, New York Üniversitelerinde ve Meksika’daki Meksika Ulusal Üniversitesi’nde dersler vermiş; politik felsefeyle, toplumsal ve politik konularla yakından ilgilenmiştir. Fromm Freud, Jung ve Adler’den farklı bir biçimde tıp değil, psikoloji, felsefe ve sosyoloji okumayı tercih etmiştir.

1936 yılında kendisinden 10 yaş büyük olan Freida Reichmann’la evlenen Fromm yolunda gitmeyen bu evliliği 8 yıl sonra sonlandırdı. Daha sonra New York’ta Berlin Psikanaliz Enstitüsünden tanıdığı Karen Horney ile bir araya gelir ve kendisinden 15 yaş büyük olan Horney ile duygusal bir yakınlaşma yaşadılar. 1941 yılında Horney’in kurmuş olduğu psikanaliz birliğine katıldı. Daha sonra Fromm’un tıp eğitimi almamış olması enstitüde sorun yarattı ve Harry Stack Sullivan’ında aralarında bulunduğu bir grup ile enstitüden ayrılıp William Alanson Psikiyatri, Psikanaliz ve Psikoloji Enstitüsünün kuruluşunda yer aldılar.
Daha sonra iki evlilik daha yapan Fromm 1980 yılında 80 yaşında hayata veda etti.

Erich FROMM’ UN yaşamını ayrıntılı bir şekilde ele aldıktan sonra kitap incelememize geçebiliriz. Üniversitenin ilk yılından itibaren severek okuduğum bir yazar. Kitaplarında ruhsal problemlerin toplumsal kaynaklarına değinmiş ve bunların çözümüne dair neler yapılabilir sorusunu kendisine sürekli bir biçimde sormuştur. İncelediğim bu kitapta yazar itaatsizlik eylemi üzerinde durmakta, itaatsizliğin tarihinde bizi bir yolculuğa çıkartmaktadır.

‘‘İnsanın tarihi, bir itaatsizlik eylemi ile başlamıştır ve bir itaat eylemiyle sonlandırılması beklenmedik bir şey değildir.’’

İtaatin insanı nasıl özgürlükten alıkoyduğunu, toplum içinde silikleştirdiğini, ötekileştirdiğini ve duygusal açmazlara sürüklediğini ortaya koymuştur. Fromm insanın itaat eyleminde bulunurken hangi tür vicdan ile hareket etmesi gerektiğini açıklamış, otoriter vicdan ve hümanist vicdan ayrımı yapmıştır. Otoriter vicdanı Freud’un Süper egosudur. Yani toplumun insanın vicdanında yer ettiği, bizi biz olmaktan alıkoyan bir ağır yüktür. Yazar hümanist vicdanı tanımlamış ve bizi biz yapacak olan vicdanın bu olduğunu anlatmıştır. Hümanist vicdana itaatin insanı özgürleştireceğine ve onu kendi yapacağına inanmıştır.

Toplumun geneli itaat ediyor ise ben de itaat etmeliyim düşüncesiyle beslenen zihinlere sahip yetişen yeni neslin çıkmazlarını göstermiştir. Froom’un itaatsizlik diye nitelediği şey bence hayır diyebilme becerisidir.

‘‘Refah içindeyiz ama rahatımız yok. Daha zenginiz ama daha az özgürüz. Daha çok tüketiyoruz ama boşuz. Daha çok atom silahımız var ama daha savunmasızız. Daha eğitimliyiz ama eleştirel yargımız ve hükmümüz az. Daha çok dinimiz var ama daha materyalistiz.’’

Hızlı gelişen ve değişen dünyada bireylerin bunlara yetişemediğini ve bunu sonucunda yalnız kaldıklarını vurgulamıştır. Bireylerin artık her şeylerinin olduğunu ancak hiçbir şeye tam anlamıyla sahip olmadıklarını dile getirmiştir. Korkularının insanları itaat etmek zorunda bıraktığı gerçeğini görmüş ve bunu yaşayan bireylerin ruhsal çöküşünü gözler önüne sermiştir. Fromm bireyden yola çıkarak toplumun ruhsal çözümlemesini yapmak istemiştir. Her yerde bireyin tekliğini ve özgürlüğünü savunmuş ama hiçbir zaman sadece birey odaklı düşünmemiştir. Bireyden yola çıkarak toplumun tamamını danışan koltuğuna oturtmuş ve bir bireyin kişiliğinde toplumun yansımasını görmüştür.

Toplumsal yapının birey üzerindeki etkilerini bizlere ileten ve hızın, sanayileşmenin, değişimin ve büyümenin insanı yalnızlığa terk ettiği zamanları seneler öncesinden gören bu yazın adamının, psikanalistin tüm yapıtları okunmaya değer ve eşsiz. Erich FROOM’U sevebilmek adına bu kitaptan başlayabilirsiniz. Unutmayın sizlerde satırların arasında gizlisiniz.

 

PSİKOLOJİK DANIŞMAN

MUHAMMED ÖZKAN

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir