Herkes Kendi Hayatının Kahramanı

Evlilik geçmişten günümüze insanların gönüllü başvurduğu en geniş organizasyondur. Siz bu satırları okurken bile dünyanın farklı birçok yerinde insanlar ilişkilerini bir resmiyete dökmeye ve bir üst aşamaya taşımaya karar vermiş olabilir. Sembolik olarak atılan bir imza, takılan bir çift yüzük ve elde bulunan bir evlilik cüzdanı insanlar için oldukça mühimdir. Evliliğin günümüzde revaçta olması ile evliliğin insanların kişisel, toplumsal ve sosyal kimliklerinin bir parçası olması arasında kuvvetli bir bağ bulunmaktadır.

Günümüzde evliliğin yanında boşanma da bir o kadar yaygın hale gelmiştir. TÜİK 2017 verileri incelendiği zaman görülmektedir ki; evlenme oranlarında bir önceki yıla göre %4,2’lik bir azalma olurken, boşanma oranlarında %1,8’lik bir artış olmuştur. Sayısal verilere bakıldığında ise; evlenen çift sayısı geçen yıl 569 bin 459, boşanan çift sayısı ise 128 bin 411 olmuştur (“TUİK 2017 evlenme”, 2018).

Boşanma gerekçeleri olarak; aldatma, şiddet, çocuk sahibi olamama, cinsel mutsuzluk, iletişim eksikliği listenin başında yer almaktadır. Bunun yanında boşanma oranlarının bu denli artmasının altında yaşanılan tarihsel zamanın etkisi de vardır. Günümüzde insanların mutsuz olmaya tahammülü azalmış, kadınlar finansal açıdan daha özgür konuma gelmiş, sosyal medya vb. etmenler boşanmalar üzerinde etkili hale gelmiştir. Eski zamanlardaki baş koyulan yola devam etme ihtiyacının yeri günümüzde sağlamlığını koruyamamaktadır.

Evliliğin başında heyecanla kurulan düzen yerini boşanmayla birlikte bambaşka bir senaryoya bırakmaktadır. Bu süreç sonucunda bireyin kendine ve hayatına yönelik muhakemesi artmakta, kendisini yeniden tanımlayacağı bir sürece girmekte ve sosyal çevresinde birtakım değişimler ortaya çıkmaktadır. Sürecin sağlıklı atlatılması adına bireyin “Eş olarak kimsiniz, niye evlendiniz, yaşananlarda sizin rolünüz nedir, niye boşanıyorsunuz?” sorusuna vereceği cevabın niteliği ilerleyen sürecin gidişatını belirleyen kilit bir noktadır.

Gülcan Özer bu konuya ilişkin “İlişkinizde Bu Günahları İşlemeyin” adlı TEDx konuşmasında özellikle: “Her evlilik kendine özgüdür ve kendisine ait bir parmak izi vardır.” mesajını vermiştir. Konuşmanın içerisinde dinleyicileri düşünmeye sevk eden birçok alt mesaj bulunmaktadır. İlişkilere yön veren en önemli mesajlardan biri ise şunu vurgulamaktadır: “Değiştirmek isteyeceğiniz hiç kimseyle bir ilişkiye adım atmayın.” Değişimin süreğen olduğu bir hayatta bir de bireyin istediği doğrultuda değişmeye zorlama durumu ilişkiyi çıkmaza sokmaktadır. Zaten gönül gönüle değerse ve ilişkinin rayı zemine uyarsa değişim olması gerektiği düzeyde gerçekleşecektir (“İlişkinizde bu günahları”, 2016).

Bugüne kadar evlilik kurumunun inşası üzerine birçok kuram ve teori ortaya atılmıştır. En baskın teori yumurtanın kendisi için en uygun spermi seçtiği iddiası üzerine kuruludur. Bunun yanında Freud evlilik müessesinin çocuklukla bağlantılı olduğunu ve her erkeğin annesine, her kadının da babasına benzeyeni aradığını belirtmiştir. Başka bir görüş  benzerliğin eş seçimindeki önemi üzerine kuruludur. Bu görüşlerin elbette ki teorik bir temeli vardır. Fakat asıl önemli olan bireyin eş seçimi sırasında kendisini ve eş adayını okumayı bilme yeteneğine sahip olmasıdır (Özer, 2016).

Hand with scissors cutting paper cut out with family member shape / Family problem / Divorce concept

Evlilik yolunda eş seçimi yapılırken dikkat edilmesi gereken birden fazla nokta vardır. En belirgin noktalardan biri ise bireyin kendi yetiştiği kültürden öğrendiklerinin bu süreçte açığa çıkmasıdır. Hem bireyin kendisinin hem de seçilen eşin yaşantıları, deneyimleri bu süreçte aslında yeni bir tanıma evresini beraberinde getirmektedir. Tanınan sevgili, tanınmayan bir eşe dönüşebilir. Bu ihtimal göz ardı edilmemelidir. Hayatlarını birleştiren iki insanın birbirinin ikizi olması mümkün değildir. Her birey kendine özgüdür ve bu nedenledir ki evlilik içinde uzlaşamamanın varlığını kabul etmek ilişkinin temel anahtarı niteliğindedir (Özer, 2016).

Evlilik içerisinde her iki bireyinde “bir kimse” olduğunun bilincinde olunması mühimdir. Öyle ki her bireyin kendi karakteri ve evliliğe yansıyan bir kimliğinin olması evliliği zenginleştiren bir unsurdur. Evlilik içerisinde bireylerin kendi kimliklerinin asimile olması durumu ise bir nevi diğer bireye bağlı olmayı beraberinde getirir. Oysaki evlilik içinde bireylerin birbiri için ayna görevi görmesi bireyi uzantı haline getirir ve problemlere sebebiyet verebilir. O nedenle her birey kendi kimliğine sahip çıkma mecburiyetindedir.

Bir insan ömrü kısadır, birlikteliklerse daha kısa ama içine bolca yaşantı sığdırılabilir. Bu yaşantıların içten, olumlu/olumsuz her olaya kapısı aralıklı ve göğüs gerebilecek nitelikte olan, sevgi ve saygının başucunda olduğu, kendini ve diğerlerini koşulsuz kabul edebilmeyi içeren, mutsuzluk içinde bile mutluluğun ışıltısını yakalayabilen bir niteliği olması dileğiyle…

Melisa Buran

Adnan Menderes Üniversitesi

Kaynakça:

  1. Özer, G. Herkes Kendi Hayatının Kahramanı (2016). Doğan Kitap: İstanbul.
  2. TEDx Talks (2016,14 Aralık). İlişkinizde bu günahları işlemeyin [Video]. Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=6Hi9UW76zOU
  3. TUİK 2017 evlenme ve boşanma oranları (2018, 5 Mart). Erişim adresi: http://www.aktuelpsikoloji.com/tuik-2017-evlenme-ve-bosanma-oranlari-17535h.htm

Görsel Kaynakça:

  1. https://humans.media/dead-letter-room-parable
  2. http://www.lockwood.com.au/how-divorce-affects-your-smsf/
  3. http://www.terapiistanbul.com/yazilarimiz/bosanma/

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir