GÜNLÜK HAYATIMIZDA ALGI VE İLLÜZYON

Duyular bir uyarıcı hakkında ilk farkındalığımızdır. Dışsal bir uyarıcı olan bir tablo gördüğümüzde bu uyarıcı, duyu reseptörlerini harekete geçirir ve beyin anlamsız bilgi parçacıklarına dönüştürülen elektrik sinyallerini iletir. Bir sergiye gittiğimizde gördüğümüz tablo oldukça anlamsız karmaşık desenlerden, şekillerden oluşmaktadır. Bu gördüklerimiz ilk olarak bizim görsel duyularımızdır. Tablonun altındaki açıklamayı okuduğumuzda bunun hayvan ve insan figürlerinden oluşan bir eser olduğunun farkına varırız. Yani artık ne görmemiz gerektiğini biliriz. Şekillere açıklamayı okuyarak baktığımızda anlamsız duyuları anlamlı bir örüntü olan algıya dönüştürürüz. Günlük hayatta bir şeyi anlamadığımızda ‘’anlamadım’’ yerine ‘’algılayamadım’’ kelimesini kullanırız. Kişi kendisine söyleneni beyninde anlamlı bir örüntüye dönüştürememiş ve anlamamıştır. Algılama, ‘’anlam’’ la yakın ilişkili halindedir. Algı sürecine kültürel etkenler, değerler, geçmiş yaşantılar da dahil olmaktadır.

Beynimizin binlerce ayrı ve anlamsız duyuyu birleştirip anlamlı bir desene ya da görüntüye dönüştürmesi işlemini algı olarak adlandırırız. Algılarımız genelde kişiseldir. Kendi deneyimlerimiz sonucu algılarımız farklılaşır hatta bazen çarpıtılabilir ya da bozulabilir. Bir yandan da hayatımızdaki nesnelerin boyutlarını, renklerini, şekillerini biliriz. Bir basketbol topunun büyüklüğünü bilmememiz çok olası bir durum değildir.

Çevreyi algılama ve analiz etme sürecinde önemli bir yere sahip algı, ‘‘nesnel dünyayı duyular yolu ile öznel bilince aktarma’’ biçiminde tanımlanabilir (Özcan, Bayraktar, Göker ve Tekel, 2003). Algılama, bir organizmanın ihtiyaçlarını karşılamak için çevresel bilgileri bir yöntemle elde etmek süreci olarak düşünülebilir (Genç ve Sipahioğlu, 1990).

Yolculuk yaparken yanımızdan geçen araba bizden uzaklaştıkça küçülse de biz onun boyutunun değişmediğini biliriz. Uzakta görünen arabayı beynimiz otomatik olarak ‘’uzak’’ olarak tahmin eder ve normal boyutta bir araba olduğunu anlayabiliriz. Bunu algıda değişmezlik olarak adlandırırız. Algı değişmezliğinin üç alt boyutu vardır. Arabanın boyutunun sabit olarak algılamamız boyut değişmezliğidir, madeni paraya hangi açıdan bakarsak bakalım onu yuvarlak olarak algılamamız şekil değişmezliğidir. Otoparkta park ettiğimiz arabanın rengi otoparkın karanlık olması nedeniyle daha koyu renk olarak gözükür. Biz parlaklık ve renk değişmezliği sayesinde arabayı aynı renk olarak algılamaya devam ederiz.

Algıda değişmezlik olmasaydı dünya çok karmaşık bir yer olurdu ve durmaksızın değişen uyarıcılarla kendimizi ve güvende hissedemezdik. Her şey çok zor bir hal alırdı. Bunun yanı sıra algılarımız bazen yanılabilir.

 

Kedi merdivenlerden iniyor mu, yoksa merdivenleri çıkıyor mu?

Yukarıda, kedi iniyor mu yoksa çıkıyor mu anlayamıyoruz. Bunu illüzyon olarak adlandırmaktayız. İllüzyon, imgelerin gerçekte olmadığı ya da olamayacağı kadar çarpıtılmış olarak algılanmasıdır. Beynimizin boyut, uzam, derinlik gibi algısal bazı ipuçlarını doğru yorumlayamaması ve yanlış yönlendirilmesidir.

Bir illüzyon örneği de imkansız şekil olarak adlandırılan aşağıdaki çubuklardan oluşan şekildir. İmkansız şekil, çizimin geometri kurallarına karşı gelmesi sonucu yaşadığımız algısal bir deneyimdir. Şekil iki uçlu mu üç uçlu mu diye yanılmamızın sebebi daha önce üç boyutlu çizimler görmüş olmamız ve bir yandan da şeklin üç ucu olduğunu görmemizden kaynaklanır.

 İmkansız Şekil

Kaynaklar

Plotnik, R. (2009). Psikolojiye Giriş (T. Geniş, Çev. ) İstanbul: Kaknüs.

Genç A.Sipahioğlu A. (1990). Görsel Algılama- Sanatta Yaratıcı Süreç, İzmir: Sergi Yayınları.

Özcan, Z., Bayraktar, N., Göker, N. ve Tekel, A. (2003). “Kente Dair Analitik Bir Çözümleme: Sokaklar ‘‘İlk Yıl Şehir Planlama Atölyesi Deneyimi”, Gazi Üniversitesi Müh. Mim. Fak. Dergisi, Cilt 18, No 2, 17-30.

 

 

Müge Adalı

Psikolog

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir