GERÇEĞE NE KADAR YAKIN?

Algısal deneyimlerimizin ne kadar gerçek olduğu tarih boyunca tartışılmıştır. Özellikle çok sık tartışılmış bir soru buna güzel bir örnektir. “Kimsenin olmadığı ormanda bir ağaç devrilirse ses çıkar mı?” Bu soruyu ilk kez duyanlar “tabiki ses çıkar kimsenin orada olmaması ses çıkmayacağı anlamına gelmez.” diye düşünebilir. Halbuki sinirbilimsel olarak bu sorunun cevabı nettir. Hayır, ses çıkmaz. Çünkü ağaç düştüğünde oluşan ses değil, basınç dalgalarıdır. Ses ise beynimizin basınç dalgalarını yorumlaması sonucu oluşur. Ortada bu basınç dalgalarını sese çeviren bir yapı olmayınca doğada ne fırtına sesi vardır, ne yağmur sesi ne de yere düşen bir ağaç sesi.Etrafınıza şöyle bir göz gezdirin. Gün içinde yaşadıklarınızı bir düşünün. Trafikte duyduğunuz korna seslerini, güneşli bir günü ve martı seslerini, şiddetle yağan yağmurun şırıltısını.. Teninizi okşayan rüzgarı, gözlerinize dokunan denizin mavisini veya doğanın yeşilini.. Bütün bu algısal deneyimlerimizin, seslerin, renklerin, hislerin her biri gerçeğe ne kadar yakın? Ya da gerçeğin neresinde? Bütün bunlar sadece görünenler ise görünenin ötesinde neler gizli?

California Üniversitesinde Bilişsel Bilimler alanında çalışmalar yapan Psikolog Donald Hoffman bu konuyu sistematik olarak “arayüz” teorisinde insanın kendine, doğaya ve evrene bakışını değiştirecek bir şekilde sunmuştur. Hoffman fiziksel nesneleri, uzay-zamanı bizim arayüzümüz olarak düşünüyor. Bunu bilgisayar örneği ile daha açıklayıcı bir hale getiriyor. Bilgisayarınızda masaüstünü ve simgeleri düşünün. Mesela küçük bir mavi dosyaya baktığımızda 1-0 (binary) kodlarla oluşturulmuş bir dosya görürüz. Gördüğümüz resimler veya tüm dosyaların tamamı sadece yazılımın bize yansıyan kısmıdır. Hoffman “Bilgisayarınızdaki simgeler size gerçeği göstermek için orada değillerdir. Aslında gerçeği gizlemek için oradadırlar. Yazılım hakkında tonlarca şeyle uğraşmak sizi bilgisayarı kullanamaz hale getirir.” der. Yani o simgeler tamamen bilgisayarı daha kolay kullanabilmemiz için gerçeği gizleyen simgelerdir.

Hoffman da algıladığımız evren için aynen bunu söylemektedir. Uzay-zaman sizin masaüstünüzdür. Gördüğünüz her fiziksel nesne ise sadece masaüstünüzdeki bir simgedir. Dünyada, doğada gördüğünüz her nesnenin, işittiğiniz her sesin, algıladığınız her şeyin gerçekliği (belki yazılımı) görünenden çok daha farklı olabilir. Milyonlarca yıllık evrimsel süreçte insan beyni hayatı daha kolay ve daha uyumlu yaşayabilmek için gerçekliğin doğasını bugün gördüğümüz dünya olarak algılamamıza sebep oluyor olabilir. Tıpkı bilgisayarı daha kolay kullanabilmek için yazılımı ve kodları değil de arayüzü gördüğümüz gibi.

Mücahit GÜRSANÇTI

Psikolojik Danışman

Kaynaklar:

https://nbeyin.com.tr/dunya-denen-arayuz

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir