Faşist Gruplar Nasıl Oluşur?

Faşist Gruplar Nasıl Oluşur?

 

“Söylesene Martin, günümüzde neye ve kime karşı çıkacağız. Zaten ne anlamı var. Kendi zevkine düşmüş herkes. Neslimizin en büyük eksiği bizi bir araya getiren ortak bir amacın olmayışı…”

(DİE WELLE)

 

Yukarıdaki bölüm “Die Welle” adlı filmin başlarında iki öğrencinin konuşmasından alınan bir kesittir Yazının devamında yer yer bu filmden örneklendirmeler vereceğim. Eğer vaktiniz varsa filme bir göz gezdirmenizi öneririm.

Konuya dönecek olursak öncelikle kendinize şunu sormanızı istiyorum, Hitler Almanya’sında olduğu gibi faşist bir yapılanma tekrar oluşabilir mi? Yoksa insanlar tekrar böyle bir durumun içine düşemeyecek kadar bilinçlendi mi?

Hepimiz günlük hayatta birçok gruba mensup oluruz. Bu toplumsal bir varlık olan insan için yaşamsal bir ihtiyaçtır. Gruplar birçok varoluşsal ihtiyacımızı karşılamamıza yardım eder. Örnek verecek olursak bir yere ait hissetmeye, yalnızlıktan kurtulmaya, bir amaç sahibi olmaya duyulan ihtiyaçları sayabiliriz. Bir grup içinde olmak birçok ihtiyacımızı karşılayabilir.

İnsanoğlu evrim sürecinde ayrı bir tür olarak ortaya çıktığında doğadaki yerini, yani yuvasını da yitirmiştir. Düşünme kapasitesine sahip olan insan bir yere ait olmadığını fark etmiş bunun sonucunda yoğun yalnızlık ve çaresizlik duygularına gömülmüştür. Bir grup olma olgusu onları bu duygulardan çıkarıp bir yer ve amaç vermiş ama bazen de aşırı ayrılıkçı gruplaşmalara yol açarak onların benlik duygularının ve kişiliklerinin silikleşmesine neden olmuşlardır.

Yukarıda adından söz ettiğim film de aynı temayı işliyor. Reiner Wenger adlı öğretmene otokrasi dersi veriliyor. İlk başta öğretmenimiz özgür yetişen bir toplumda otokrasinin anlatılmasının zor olduğunu düşünüyor. Ama ilk derste bir öğrencinin günümüzde Nazilere benzer bir yönetimin olamayacağını söylemesi üzerine öğretici bir uygulama yapmaya çalışıyor.

Öncelikle sınıf içinde düzen ve disiplin oluşturuyor. Sıraları düzenliyor. Öğrencilere her söz alışlarında ayağa kalkıp söylemelerini ve bitiminde de Bay Wenger demelerini istiyor. Bu sayede onlara öncülük edecek bir lider oluyor. Tabi ki ilk başta bazı itirazlar ve sınıftan çıkan birkaç kişi olur ama grubun birey üzerinde oluşturduğu baskı çoğunu kendi tarafına çeker.

Birey için gruptan dışlanma gerçekten yoğun kaygı duyguları oluşturabilir. Hepimiz diğerlerinin onayını ve ilgisini içten içe isteriz. Bu olguyu Asch’in araştırmasının sonuçlarıyla daha iyi anlayabiliriz. İnsanlar çoğu zaman grup içindeyken bireysel olarak davrandıklarından daha farklı şekillerde hareket ederler.

Çoğu zaman konuşulmasa da her grubun kendine göre kuralları vardır. Bunlar kimi zaman açık kimi zamansa kapalı bir şekilde işler. Filme dönecek olursak orada da zamanla kurallar belirlenmeye başlanmış, kendilerine bir isim ve isme uygun bir işaret vermişlerdir.

Ortak bir kıyafet belirlenmiş ve kişisel farklılık ve ayrıcalıklar kaybolmaya başlamıştır. Bu aşırı kimliksizleşme durumu zamanla sadece grubun ilkeleriyle var olmalarına daha ilerleyen zamanlarda ise bireysel olarak yapamayacakları şeyleri yapmaya kadar gitmiştir. Bu duruma aşırı bir örnek olarak da intihar bombacıları verilebilir.

Sosyal deneyler üzerinden gidecek olursak rastgele insanlardan seçilmiş iki gruptan (gardiyan ve tutuklu) oluşan Stanford Hapishane deneyinde insanların zamanla kendilerini gruptaki rollerine kaptırdıkları ve bireysel olarak yapamayacaklarını düşündükleri şeyleri grup içinde sorumluluğun dağılmasıyla nasıl yaptıkları görülebilir. Eğer faşist bir grubun en önemli özelliklerinden birini say derseniz şüphesiz ki size ortak kötü bir düşman algısı derim. Bu, biz ve onlar algısıdır. Biz doğru olan iyi tarafız onlarsa bütün kötülüğün ve fitnenin kaynağı. İşte bu algı günümüzde de farklı birçok faşist oluşumlara neden olabilmektedir. Müslüman-Hristiyan, Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi birçok farklı karşıt algılayışların aşırıya kaçması faşist kültürlerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Filmden bir kesit ve Yunus Emre’nin şiiriyle yazıyı sonlandırırken, başlangıçtaki sorunun cevabını ise size bırakıyorum.

Reiner Wenger:  Geçen hafta sınıfta sorulan soruyu hatırlıyor musunuz?

Ülkemizde diktatörlük olabilir mi?  Faşizm işte böyle bir şeydi. Hepimiz kendimizi en iyi zannederiz. Diğerlerinden daha iyi… Ve daha da kötüsü bizimle aynı fikirde olmayanları toplumumuzdan dışlarız. Onları incitiriz. Ve daha neler yapabileceğimizi bilmek istemiyorum. Hepinizden özür dilemek gerek. Çok ileri gittik…

 

sen sana ne sanırsan
ayruğa da onu san
dört kitabın manası
budur eğer var ise

Yunus Emre

 

 

Kaynakça:

Gansel, D. (2008). Die Welle. Almanya: Constantine Film.

Kağıtçıbaşı, Ç. (2013). Günümüzde İnsan ve İnsanlar: Sosyal Psikolojiye Giriş. İstanbul: Evrim

Yazgan İnanç, B. ve Yerlikaya, E. E. (2014). Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Akademi

http://www.thehedon.com/kultursanat/edebiyat/siir/dort-kitabin-manasi-yunus-emre.html

http://psikolektif.com/film-kitap-incelemesi/die-welle-dalga-tehlikeli-oyun/

Psikolojik Danışman

Muhammet KAZANCI

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir