Ergen ve İdeoloji

Son yıllarda ağırlıklı olarak çalıştığım grup olan ergenler üzerine çeşitli çalışmaları, makaleleri incelerken okuduğum bir cümle, beni lise yıllarındaki bir anıma götürdü:

 

“2003 yılında liseye yeni başlayıp hazırlık sınıfına giderken okulun ikinci döneminde sınıfımıza yeni bir öğrenci gelmişti. Elinde Che Guevara’nın bir kitabı bulunmaktaydı. Kitabın kapak fotoğrafında saçı sakalı birbirine karışmış ama onurlu bir duruşu olan adam ilgimizi çekmişti. Yeni gelen arkadaşa bu kişiyi sorduğumuzda bize Che’nin hayatını sonu biraz trajik ve mağdur edebiyatı çizgisinde aktarması bizi çok etkilemişti. Aynı kitabı bizde aldık okuduk ve “devrimci, komünist, paylaşımcı” organellerimiz şaha kalktı. Sonra arkadaşa sorduk bundan sonra biz ne okumalıyız diye, arkadaşımız bize Karl Marx’ın Das Kapitalini önerdi. O günkü para ile Das Kapital hem kalın hem ciltli olmasından dolayı 20 milyondu ve bizim için çok paraydı. Biz üç arkadaş bu kitabı alabilmek için üç gün üzüm bağında üzüm kelteri çekmeye gittik. Güneşin yakıcı sıcaklığı altında üç gün üzüm bağında hamallık yaptıktan sonra nihayet kitabı alabilecek parayı biriktirmiştik. Kitabı heyecanla aldık, ama ne içinden bir şey anlıyorduk, ne kelimelerinden. Gerçi biri tanımla dese “komünizm, devrim, sosyalizm” kavramlarının hiçbiri ile ilgili bir tek cümle söyleyemezdik. Ama o kitap bize bir aidiyet duygusu, bir birliktelik katmıştı. Kitapların kapaklarında Che ve Marx’ın sakallı resimleri olması annemi de mutlu etmişti. Ona göre de sakallı mübarek insanları okuyup büyük adam olacaktım. 

         2 aylık devrimcilik maceramızdan sonra üst sınıflarla halı saha maçları yapmaya başladık. Onlarla kaynaştıktan sonra bir hafta bizi ülkü ocağına davet ettiler. Biz de neden olmasın diye gittik. Bu gidişten iki gün sonra artık biz kumaş pantolon, gömlek giyen, Turan’ı gerçekleştirecek bozkurt neferleri olmuştuk. İki ay içerisinde bir çan eğrisinin bir ucundan diğer ucuna savrulmuştuk. Artık yeni hit kavramlarımız “komünizm, devrim, sosyalizm” yerine “ülkü, turan, bozkurt, ötüken” olmuştu. Bu seferde babam çok mutluydu. “Oğlum pantolon, gömlek giyiyor, zibidi gibi şortla dolaşmıyor ortalıkta diye.”

 

     Yaklaşık 2 ay da ülkücülük maceramız sürdü. Ve bunların üzerinden 5-6 ay geçtikten sonra ortada ne komünizm sevdası ne ülkücülük aşkı kalmıştı. Tekrar çan eğrisindeki sıradan ama güvenli bölgemize dönmüştük.”

 

 

Şimdi o günleri düşündüğümde Dünya’da kendimi bir yere oturtmak, bir aidiyet hissi oluşturmak, yalnız olmadığımı görmek adına bir ideolojinin peşine düştüğümü gördüm. Aslında burada ideolojinin ne olduğu hiç önemli değildi, bir komünist ya da ülkücü arkadaş yerine Budist biri gelseydi muhtemelen ona da ilgi duyup peşinden koşturacaktık. Bu yüzden içeriğe çok takılmamak gerekmektedir.

 

Ergen birey 14-15-16-17 yaşlarında, yeni bir krize düşer. Dünyayı anlamlandırmak zorundadır. Bu yüzden ergen birey bu dönemde ruhunun sükûnete erişebilmesi için ideolojilerle ilgilenir. Ama bu ilgileri ideolojinin ideoloji olduğundan değil kafasındaki milyonlarca soruyu çözümleyebilecek bir dal aramalarından kaynaklanmaktadır.

 

Ergen bireylerin ideoloji arayışları her zaman desteklenmelidir. Bu kimlik krizindeki bireyin kimlik kazanma adına yaptığı bir girişimdir, takdir edilmesi, onaylanması, desteklenmesi gerekmektedir. Çevre ne kadar ideolojinin içeriğine takılırsa o kadar ters kimlik gelişme ihtimali artar. Bu yüzden veliler bu konuda bilinçlendirilmeli ve ergenlerin bu isyanları her zaman desteklenmelidir.

 

 

       Fatih PULAT

                                                                                                                                       Psikolojik Danışman

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir