Dr. Jekyll ile Bay Hyde: Tuhaf Bir Vaka

Kitabın yazarı: Robert Louis Setevenson

Yayın yeri ve yayıncı: İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Baskı Sayısı: 4. Baskı

Sayfa Sayısı:  86 sayfa

Fiyatı: 9 TL

 “İnsanların yaptıkları kötülüklerin ardında yatan güçlü dürtüleri neredeyse imrenerek merak eder ve en nihayetinde onları kınamaktansa onlara el uzatmayı yeğlerdi.”

Onu görenlerin hemen hemen hepsinde aynı etkiyi bırakıyordu, “tanımlaması olanaksız bir çarpıklık”. Kısa boylu, çirkin ve tarif edilemez bir görünüme sahipti Bay Hyde. Onun yakınında olmak insana tedirginlik veriyordu. Hakkında pek bir şey bilinmiyordu. Adı pek de hoş olmayan ve masum insanlara zarar temelli suçlara karışmıştı. Yardımsever bir avukat olan Bay Utterson, onun adını ilk kez dostu Bay Enfield ile yaptığı yürüyüşlerden birinde duymuştu. Londra’nın işlek bir caddesinin yan sokaklarından birinde yürüyüş yapıyorlardı. Bay Einfeild bu sokaktaki bir kapıdan bahsetmeye başladı. İşte bu kapı hikayesi, bizi bu tuhaf vakanın içerisine tutup çekiyor. Tüm kötü hisleri insanda aynı anda hissettirebilme gücüne sahip o çirkin adamla, Bay Hyde ile burada tanışıyoruz. Okurken o tuhaflığı hissediyor, Bay Hyde’dan ürküyorsunuz. Yazar bu ürkünçlüğü yansıtmada oldukça başarılı.

Kapının hikayesi Bay Hyde’ın gece vakti bir kız çocuğunu korkunç bir şekilde yaralamasını içeriyor. Kitabın ilerleyen kısımlarında Bay Hyde’ın bir cinayet işlediğini okuyoruz. Tüm bunlara rağmen saygın bir doktor olan Dr.Jekyll avukatı olan baş kahramanımız Bay Utterson’a verdiği vasiyette ortadan kaybolması veya ölmesi durumunda tüm mallarının Bay Hyde üzerine geçmesini istediğini yazıyor. Bay Utterson kapı hikayesinde Bay Hyde’ın mağdur aileye yüklü bir miktar ödediği ayrıntısını gözden kaçırmıyor ve o günden sonra bu korkunç adamın peşine düşüyor. Bu esnada Dr.Jekyll tuhaf hareketleri ile dikkat çekiyor. Laboratuvarından çıkmamaya ve dostlarına tuhaf düşüncelerden bahsetmeye başlamasıyla şüphe topluyor. Polisiye bir romanı çözermişçesine sayfalarda ilerliyorsunuz ve bu tuhaf vaka sizi içine çekiyor. İpuçlarını toplayabilirseniz, henüz kitabın sonuna gelmeden Dr.Jekyll ile Bay Hyde’ın çoklu kişilik bozukluğu –bölünmüş kişilik- tanısında tek bir bedende birleştiğini çözebilirsiniz. Kitabın yazıldığı Victoria dönemini de göz önünde bulundurursanız –ki bu dönem İngiltere’de 1837-1901 yıllarını kapsar ve ideolojik olarak birçok zıtlığı bir arada bulunduran bir dönemdir- iki zıt kişiliğin buluştuğu bu bedenin hikayesi size daha anlamlı gelecektir. Burada 19.yy İngiltere’sinden 19.yy Viyana’sına geçiş  yapmamız doğru olacaktır. 19.yy Viyana’sı diyince hepinizin aklına Freud geliyor, biliyorum. Nacizane bir önerim olarak Nietzsche Ağladığında’yı okursanız, psikanalizin doğum yeri olan 19.yy Viyana’sındaki o etkileyici akademik ortamı tadabilirsiniz. Gelelim Freud’un yapısal kuramına. Kepler, Darwin ve Freud; insanlığın benlik algısını derinden sarsan üç isimdir. Kepler, evrenin merkezi olmadığımızı sadece sistemde sıradan bir gezegen olduğumuzu ifade etti. Darwin, Türlerin Kökeni ile tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Freud ise bilinçdışı tarafından yönlendirildiğimizi ortaya koyarak insanın aslında her şeyi –kendini bile- bilinç düzeyinde yönlendirmediğini gösterdi. 

Freud’un topografik kuram üzerine inşa ettiği yapısal kuramını –id, ego,s üperego- bu kitapta 3 karakterde görebiliyoruz. Kişilik, üç farkındalık düzeyindedir. İç güdülerimizden doğan psişik enerjimiz, hangi farkındalık alanında yoğunlaşırsa davranışlarımız da ona göre şekillenir.

 İd, haz prensibi ile çalışır. Ahlaksızdır. Ahlaki kuralları dinlemez, beklemeyi bilmez. Bir an önce haza ulaşmayı ister. Bu bağlamda Bay Hyde, tüm psişik enerjisini ide yöneltmiş bir karakterdir. İyilik ve kötülüğün insan doğasından bir arada var olmasından kaynaklanan iç çatışmayı kötü taraf kazanmıştır.

 Ego, hazı erteler. İdin ısrarcı isteklerini ertelemeye çalışırken süperegonun mükemelliyetçiliği ile başa çıkmaya çalışır. Avukat Bay Utterson, psişik enerjisin egoda yoğunlaştırmış bir karakterdir. İdin hakimiyetindeki Bay Hyde ile süperegonun hakimiyetindeki Dr. Jekyll arasında kalmış, bu dengeyi kurarken epey zorlanmıştır. Patoloji dediğimiz durumlar egonun bu zorlanmaları yaşadığı anlarda ortaya çıkar, Bay Utterson’ın kimi bölümlerde yaşadığı ruhsal zorlanmaları bununla bağdaştırabiliriz.

 Süperego, mükemmeliyetçidir. Saygın bir doktor olan ve kendi söylemlerinde de bahsettiği üzere ailesinden gelen bir mükemmel olma zorunluluğu taşıyan Dr. Jekyll, süperegoyu temsil etmektedir.

Kişiliğin iki uç noktasını bir bedende gördüğümüz bu kitapta, uç noktaları dengelemenin önemini görüyoruz. Bir kağıdın iki ucu vardır. Bir ucu kötü ve saldırgan, ölüm içgüdüleri yüksek tarafımız olsun. Diğer ucu ise iyi ve yaşam içgüdüleri yüksek, mükemmelliyetçi tarafımız olsun. Bu iki ucu birleştirdiğimizde ikisi de aynı yere gelir. Bu birleşim yeri bazen patolojileri, ruhsal karmaşaları doğurur. Bu kağıdın orta noktasında olmak en iyisidir. Ortalama, aşırılıklardan daha avantajlıdır.

 Farklı bir kurgu ve bilimkurgu ile bezenmiş kimi noktalara sahip bir kitap. Freud’un yapısal kişilik kuramı karakterlerde can bulmuş, bu bağlamda oldukça başarılı. Kurguda bazı kopukluklar mevcut olsa da bu kitabı okumak eminim ki herkes için farklı bir deneyim olacaktır. Keyifli okumalar dilerim. 7

Sibel UYANIK

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir