Yükleniyor..
Derinlemesine Analiz

ROBOTİK OLMAYAN BİR DÜZEN:  DUYGULAR

Duyguların olmadığı bir akıl dünyasında kaç insan yaşamak ister?

Evet,  her insan kapasiteleri farklı da olsa belli zihin yetkinliği ile varlığa adımını atar. Akıl yaşam için büyük bir anlam ancak duyguların olmadığı bir akıl dünyasında kaç insan yaşamak ister?

Sorunun cevabı bize neyin daha iyi olduğuna varmak için değil diyalektik gereklilikten bahsediyor.

İnsanoğlu çok karmaşık bir yapıya sahiptir. İnsan beyni hatırlamaya, öğrenmeye, kavramlar oluşturmaya ve düşüncelerin gelişimine, bireylerin özel alanlara direkt bir biçimde yönlenmesine olanak verecek bir yapıdadır. Bir başka deyişle, bir çok araştırmacının da vurguladığı gibi ( Leventhal ve Scherer, 1987; Lazarus, 1984; Frijda,1988; Izard,1992) bireyi, düşünce ve akıl yürütme yönlendirirken, birey aynı zamanda kuvvetli duyguların, ihtirasların ve diğer çeşitli duygusal faktörlerin de etkisi altındadır. Benzer düşüncelere fakat farklı duygulara sahip iki birey gözönüne alındığında, bireylere özgü duyguların iki bireyi tamamen farklı davranışlara yönlendirebildiği görülmektedir. Bu durum herhangi bir duygunun, bireyi herhangi bir şeyi yapmak üzere harekete geçirdiği ve çoğunlukla da bireyin hareket tarzlarına yön verdiği anlamını taşımaktadır (Ekman, 1994). Bazı araştırmacılar duyguları saat piline benzetmektedir. Pilsiz saat nasıl hareketsizse, duyguların yönlendirmediği birey de tıpkı pilsiz saat gibi fonksiyonlarını gerçekleştirecek enerjiden yoksundur (McLaren, 1998).

Duyguları açığa vurmak, onları bastırmaktan daha iyidir ve duyguların farkında olmak ve ifade etmek, bedene doğruluk ve gerçeklik akışını sağlamaktadırlar. Bununla birlikte, duygular çok kuvvetli olduğunda onları açığa vurmanın, iç ve dış karmaşalara neden olduğu görülmektedir. Dış karmaşa, güçlü duygular yaşandığında soğuk, tepkisiz, duygusal yönden yetersiz bireylere yönlendirildiğinde, içinde bulunulan duygu durumundan karşıdaki sorumlu tutulmaya çalışıldığında ve karşıdan yeterli tepki alınmadığında ortaya çıkmaktadır. İç karmaşa ise, bireyin kendisinin başlattığı veya birinin acı çekmesine neden olduğuna inandığı zaman oluşmaktadır ki, bundan dolayı birey utanç ya da suçluluk duyguları yaşayabilmektedir. Çoğu zaman bu güçlü duygular, içinde bulunulan duygulardan dolayı çevredekilerin suçlanmasına (beni kızdırıyorsun, beni ağlattın) ve birilerinin duygularını kontrol edip yönettiğine inanma tuzağına düşülmesine neden olmaktadır.

Eğer duygular, içe ve dışa dönük karmaşalara neden olduğu için dışa vurulmaması ve bastırılmaması gerekiyorsa çözüm nedir? İnsan tek başına mağarada mı yaşamalı?

Kişi ancak duygularını belirli alanlara yönlendirip yönettiğinde, bu duyguların yaratacağı olumsuz etkilerden kısmen de olsa uzaklaşabilir. Birey duygularını dışarı vurduğunda duygularının anlaşılmasını ve değer verilmesini beklemektedir. Duyguların dışa vurumu onların diğer bireyler tarafından anlaşılmasına ve duygusal mesajların eyleme dönüştürülmesine bağlıdır. Duygular bastırıldığında ise, onların intrapsişik alanda çözümlenmesi ve daha kabul edilebilir şekle dönüşmesi beklenmektedir(McLaren, 1998).

Güçlü duygular aynı zamanda büyük miktarda enerjiyi beraberinde taşımaktadırlar. Bundan dolayı organizmanın enerji depolarıdır. Eğer bu duygular kabul edilip onların taşıdığı enerji iyi bir biçimde yönlendirilebilirse ve onları anlamak için zaman ayrılırsa, bütün duygular bireyin kullanımına verilen araçlar haline geleceklerdir. Böylece birey, olumsuz duyguların taşıdığı enerjiden dolayı ortaya çıkan ürkütücü sinyallere karşı şaşkın, ne yapacağını bilemez bir hale gelmeyecektir.

Duygular yukarıda bir çok araştırmacının da belirttiği gibi düşüncelerden bağımsız harekete geçmemekte ya da birbirinden çok farklı yapılar olarak işlevlerini sürdürmemektedir. Tam tersi duygular ve düşünceler birbirinin tamamlayan süreçler olarak fonksiyon görmektedirler. Birey yaşantısında kararlar verirken inanılanın aksine yalnızca mantığını kullanarak değil aynı zamanda duygularını da işin içine katarak daha etkili kararlar verebilirler. Böylece duygu ve mantık uzlaşması sağlanacak, bireyin hissettikleri ile nesnel yaşam daha fonksiyonel olarak kullanılabildiği için yaşam kalitesi artmış olacaktır. Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı bireylerin daha etkili ve isabetli karar verme sürecine katkıda bulunmayı hedeflediğinden, yalnızca bilgi ve düşüncelerin etkili karar vermede önemli süreçler olmadığı aynı zamanda duyguların da karar verme sürecinde etkili bir biçimde kullanılabileceği görülmektedir.

Merve Nur SERTKAYA

Psikolojik Danışman

KAYNAKÇA

Ekman, P. (1994). All emotions are basic, Derl, Ekman,P, Davidson, J.R, The Nature of Emotion:Fundamental Questions, New York-Oxford University Press,ss.15-20.

Fisher, A.B, Adams, L.A.(1994). Interpersonel Communication: Pragmatic of Human Relationships. New York- McGraw-Hill, Inc. Frijda, N.H. (1994). Emotion require cognitions, even if simple one, Derl, Ekman,P, Davidson, J.R, The Nature of Emotion: Fundamental Questions, New YorkOxford University Press, ss.197-203.

Frijda, N.H. (1988). “The laws of emotion” American Psychologist, S.43.ss.349-358. Izard, C.E.(1993). Organizational and motivational functions of discrete emotions ,Derl, Lewis, M; Haviland, M.J. Handbook of Emotions, New York- Guilford Press, ss.631-643.

Leventhal, H., Scherer, K.(1987), “The relationship of emotion to cognition: A functional approach to a semantic controversy”, Cognition and Emotion, c.1, S.1.ss.3-28.

McLaren,C. (1998). Channeling Your Emotions, http://innerself.com/ Oatley,K; Jenkins, M.J. (1996). Understanding Emotions. Cambridge, MA: Blackwell Publishers

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir