Yükleniyor..
Derinlemesine Analiz

Freud’un Gözünden Rüyalar

Freud’un Gözünden Rüyalar

Geçmişten günümüze merak konusu olan rüyaları ele alan ruh bilimcilerden biri de Freud’tur. Freud çocukluğundan beri düşlere ve düş yorumlarına ilgi duyardı. Küçük yaşlarından itibaren düşlerini yazarak kaydediyordu. “Düşlerin gerçekten bir anlamı olduğunu ve düşleri yorumlamak için bilimsel bir yöntemin olası olduğunu ortaya koymalıydım.” der. O dönemlerde düşlerin beynin parçalı aktivitelerinin sonucu olduğu düşünülse de Freud, düşlerin ve içeriğinin düşü gören kişiden kaynaklı olduğunu ileri sürer.

Frued, Joseph Breuner ile ruhçözümsel çalışmalar yaptığı sırada düş yorumunu geliştirmiştir. Hastaları ona, her düşünceyi anlatmaları gerektiğinden, düşlerinden de bahsetmişlerdir. Bu da Freud’a bir düşün patolojik bir düşünceden geriye, belleğin içine değil, izi sürülmesi gereken ruhsal bir zincire yerleştirilebileceğini öğretmiştir. Bundan sonra düşün kendisini bir belirti olarak ele alıp yorum yöntemini uygulamak için adım atmıştır.

1895 senesinde düş yorumu kuramını şekillendiren Freud düşlerin biyolojik anlamını incelemenin yanı sıra düşlerin içeriğinin bir anlamı olup olmadığını da araştırmak ister. Düşlerin biyolojik işlevi uykuyu korumak iken içsel işlevi de kişiyi rahatsız eden dış uyaranları savuşturmak, ona iyi gelenleri ise doyuma ulaştırmak ve bunları düşsel platformda gerçekleştirmektir.

Freud’a göre zihin rüyada hala devam eden benlik baskısından kurtulup doyuma ulaşabilmek için üç mekanizmayı kullanır: Yoğunlaşma, yer değiştirme ve dramatizasyon. Yoğunlaştırmada farklı insanlar veya olaylar birleşip tek bir imge halinde gözükebilir. Yer değiştirmede, düşün esas öz imgesinin veya bastırılan arzunun maskelenerek farklı bir biçimde yeniden yorumlanarak, başka bir simgeyle somutlanmasıdır. Dramatizasyon ise rüyada düşüncelerin görsel imgeler olarak ortaya çıkması durumudur.

Freud rüyaların bastırılmış arzuların maske altından doyurulmasını temsil ettiğine ve bu nedenle rüyaların göründüğünden çok daha anlamlı ve karmaşık olduğuna inanmıştı.

Rüyalar imgeler yoluyla çarpıtılarak aktarılır. Çarpıtmanın boyutu basit bir düzeyde de kalabilir veya hayret verici nitelikte de olabilir. Freud tüm rüyaların duygusal çatışmalardan kaynaklanmayabileceğini de yazmıştı.  Kimi rüyalar oda sıcaklığı, yatmadan önce fazla yemek yeme gibi günlük, sıradan uyarıcılardan kaynaklanır. Bu nedenle bütün rüyalar saklı, sembolik materyaller İçermezler. Örneğin çilek yemesi yasaklanan bir kız çocuğu bir sonraki gün rüyasında çilek yediğini görebilir.

Rüyalarda ortaya çıkan sembollerin pek çoğu sadece rüyayı gören kişinin yaşantılarıyla ilgili olmasına rağmen, diğerleri tüm insanlarda ortaktır ve bundan dolayı daima aynı anlamdadır. Freud’a göre bahçeler, balkonlar veya kapılar gibi genel semboller kadın vücudunu, kilise kulesinin sivri tepesi, mumlar ve yılanlar ise erkek cinsel organlarını ifade eder. Düşme rüyaları erotik isteklere yönelmeyi, uçma rüyaları cinsel başarı arzusunu temsil eder. Freud bu sıradan sembollerin genelliğine rağmen, bir hastanın rüyasının yorumunun hastanın kendine has çatışmalarını bilmeyi gerektirdiği konusunda uyarıda bulunmuştur.

Freud tedavinin başarılı olması için yoğun ve uzun bir terapi sürecinin gerekli olduğuna inanmıştı. Kendi hastalarıyla yaşadığı deneyimler haftada beş seanstan daha az olmamak şartıyla, aylar ve hatta yıllar boyunca sürecek bir terapinin gerekli olduğunu göstermişti. Bir terapist bu denli derin bir ilgi göstererek bir yıl içerisinde sadece birkaç hastayla çalışabilir.

 

Kaynakça:

  1. Dönmez, N.I. (2014). Freud’un Düş Kuramları ve Sürrealistler
  2. Freud, S. (2012). Düşlerin Yorumu . Çev., Emre Kaplan.  İstanbul : Payel.
  3. http://www.varoluscuterapi.com/bir-tedavi-metodu-olarak-psikanaliz/882 (13.09.2017)

 

 

Büşra YILMAZ

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir