Yükleniyor..
Derinlemesine Analiz

Dissosiyatif Bozukluklar: Ben Kimim?

“Yeryüzündeki tek gerçek mutluluk, kendi sahte kimliğimizin zindanından kaçabilmektir.”

(V for Vendetta)

Düşünün ki sizin için başa çıkması çok zor durum ya da olaylarla karşılaştınız ve egonuz sizi korumak için bazı savunma yollarına başvurdu. Mesela trafik kazasında çok sevdiğiniz birini kaybettiniz ve hemen ardından kim olduğunuzla ilgili hafızanızı kaybettiniz ya da kendinizi farklı bir yerde farklı bir kimlikle yaşarken buldunuz ama bunların hiçbirinin bilincinde değilsiniz. Belki de çocuk yaşta babasız kalan bir kız çocuğusunuz ve hem kendinizi hem de annenizi korumak için çok zayıf olduğunuzu hissediyorsunuz. Bunu sizin yerinize yapabilecek bir kişilik oluşturdunuz ve aynı bedende yaşamaya başladınız ama siz bu kişiliğin farkında değilsiniz. O varken siz yoksunuz, siz varken o yok.

Yukarıdaki durumların hepsi sanki bir film senaryosundan alınmış gibi görünse de hepsi gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz türden bozukluklar. İsterseniz şimdi bu ilginç bozuklukların dünyasına biraz göz atalım.

Dissosiyasyonun kelime anlamı çözülme, ayrışma ve kopmadır. Kendi aralarında birlik oluşturan bir ruhsal etkinlik grubunun, kişiliğin geri kalan bölümüyle bağlarını kopararak bağımsız bir biçimde etkinlik göstermesi durumuna denir. Dissosiyatif tepkiler, bireylerin dış dünyadan gelen stres faktörleri ya da iç dünyadan gelen tehlikeli uyaranlar karşısında psikolojik dengesini devam ettirmesine yarayan savunma mekanizmalarından biridir. Diğer savunma mekanizmalarında da olduğu gibi aşırı ve sürekli kullanılması kişinin günlük hayatını ve çevresiyle olan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesine sebep olmaktadır.

Dissosiyatif Bozukluklar

1) Psikojenik Amnezi:

Amnezi durumlarında kişi yoğun anksiyetenin eşlik ettiği bir dizi yaşantısını tümden unutur ve bilinçli bir şekilde belleğine çağıramaz. Fakat unutulan bu yaşantılar tümden yok olmaz bilinçaltında varlıklarını sürdürmeye devam ederler ve hipnoz altındayken bu yaşantılarını hatırlayabilirler. Travma etkisi yaratabilecek olaylardan sonra bir savunma mekanizması olarak kullanılmasına sık rastlanılmaktadır.

Gelin örnek bir olayla bu durumu zihnimiz de somutlaştırmaya çalışalım. Şimdi hayal edin ki bir savaş alanındasınız ve etrafınızdaki insanlar tek tek ölüyor ve siz de ölüm gerçeğiyle çok ağır bir şekilde yüz yüze kalıyorsunuz. Savaş alanında bayılmışsınız ve uyandığınızda bir hastanedesiniz. Kim olduğunuzu ve neler olduğunu hatırlamıyorsunuz. Herhangi bir fiziksel hasarınız yok ama egonuz sizi korumak için kaldıramadığınız anıları bastırmaya çalışıyor.

2) Psikojenik Füg:

“Suçu işleyen kişi ben olamam, çünkü ben başka bir kişiyim.”

Bazen kişi içinde bulunduğu zor durumlardan, bulunduğu yerden uzaklaşarak kaçmaya çalışabilir. Bu durumu yaşayan kişi birden bire evinden, işinden uzaklaşır ve yeni bir kimlik benimseyerek yeni bir hayat kurabilir. Yeni bir ismi benimseyebilir, hatta eski kişilik özelliklerinden farklı olarak yeni kişilik özellikleri edinebilir.

Yeni baştan hayata başlama isteği birçoğumuzun aklının bir köşesinden geçmiştir. Yeni bir kişilik, beyaz bir sayfa belki. Ama ne kadar istersek isteyelim içinde bulunduğumuz hayata bağlı durumdayız. Belki arada sırada bu hayaller bizi rahatlatsa da psikojenik füg gibi durumlarda bu bizim bütün kimliğimize yabancılaşmamıza kadar çıkan bir savunma mekanizmasına dönüşebiliyor. Bu da günlük hayatımızı çok zor durumlara sürükleyebiliyor.

3) Çoğul Kişilik:

Bir çok filme konu olmuş, psikolojiyle fazla ilgisi olmayanların bile dikkatini çeken bir bozukluktur.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu olan kişilerde en az iki ayrı egonun varlığı ve belirli zamanlarda birinin öne çıkıp bedeni yönetmesi söz konusudur. Farklı ego durumları, birbirinden bağımsızdır ve birbirinden farklı düşünce yapılarına sahiptirler. Bu ego durumlarının farklı bellekleri vardır ve birbirleriyle temasının olmaması nedeniyle bellekte boşluklar oluşabilmektedir. (Davison ve Neale, 2004).

Bazen farklı ego durumlarının birbirleriyle konuşmaları da olabilmektedir. Ayrıca bu benlikler birbirlerinden çok farklı özelliklerde olabilmektedir. Mesela bir kişilik çok uysal, sakin, anlayışlı iken diğer kişilik asabi ve saldırgan olabilir. Bir kişilik miyop olabilirken diğer kişiliğin gözlerinde herhangi bir problem olmayabilir. Bir kişiliği çok iyi bir ressam olurken diğer kişilik düz çizgi çizemeyen biri olabilir. Bu bozukluk aynı zamanda beynimizin müthiş kapasitesini yansıtıyor gibi görünüyor.

Bu ayrıca üzerinde durulabilecek bir konu ama burada uzatmak istemiyorum. İsteyen arkadaşlar Split (Parçalanmış) filmini izleyebilir ya da okumayı seviyorsanız Stevenson’un Dr. Jekyl ve Mr. Hyde adlı yapıtını okuyabilirsiniz.

4) Depersonalizasyon:

En kısa tanımıyla bireyin kendine yabancılaşması anlamına gelmektedir. Kişinin kendi benliğine dair algısının ya da yaşantısının tamamen karışması ve yıkıcı bir biçimde değişmesidir.

Depersonalizasyon yaşayan kişi birden bire kendilik duygusunu kaybedebilmektedir. Bazı vakalarda da kişinin kendini bir makineymiş gibi düşünmesi ve diğer insanları da robota benzetmesi söz konusudur. Kişi sanki dünya gerçek değilmiş ve rüyada yürüyor gibi düşünebilmektedir (Davison ve Neale, 2004).

Özellikle birçok farklı alanda takip etmekte zorlandığımız gerek teknolojik gerekse kültürel birçok hızlı değişimlerinde bireylerin kendilerine yabancılaşmalarına neden olduğu söylenebilir. Son olarak Engin Gençtan’ın kitabından aldığım bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum.

“Yirmi iki yaşındaki Bayan E. Annesiyle birlikte gittiği bir Avrupa kentinde geçirdiği olağandışı bir yaşantıdan sonra bir hekimden yardım istemeye karar vermişti. Genç kızın ‘Kaybolduğum Gün’ olarak nitelendirdiği bu yaşantıyı onun ağzından dinleyelim:

‘O gün annemi yalnız bırakıp çok iyi tanıdığım bu kentte bir başıma dolaşmaya çıkmıştım. Birden kendimi o ana kadar hiç bilmediğim bir duygu içinde buldum; ben kendim değildim, çevremde sanki kimse yoktu ya da benim onlara ulaşabilmem imkansızdı. Yoğun bir sisle örtülmüş gibi çevremdeki sokağı, binaları görebiliyordum, ama hepsi donakalmış bir dünya gibiydi, sanki bu dünyadan başka bir yere gitmiştim. Bir yandan bir düş görüyor gibiydim, öte yandan bu çok tuhaf duygu beraberinde korku ve panik de yaşatıyordu. Bunları sözle anlatmam o kadar güç ki…'”

KAYNAKÇA

Geçtan, E. (2013). Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar, (21. Baskı). İstanbul: Metis Yayınları.

Kourt, R. (2011). 18-24 Yaş Arası Üniversite Öğrencilerinde Çocukluk Çağı Travmalarının Dissosiyatif Yaşantılar ve Suçluluk-Utanç Duyguları İle İlişkilerinin İncelenmesi. (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi), Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Yılmaz, O. (2010). Bipolar Affektif  Bozukluk Hastalarında Çocukluk Çağı Travmaları, Aleksitimi ve Dissosiyatif  Belirtilerin Sıklığı ve Diğer Klinik Özelliklerle İlişkisi, (Yayınlanmış Uzmanlık Tezi) Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpasa Egitim Hastanesi Ruh Saglıgı ve Hastalıkları Servis Sefligi, İstanbul.

MUHAMMET KAZANCI

Psikolojik Danışman 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir