Depresyon deyip geçmeyin!

Toplumumuzda psikiyatrik/psikolojik terimlerin kullanım sıklığı gün geçtikçe artmakta ve aslında bu durum rahatsızlıkların öğrenilebilmesi açısından olumlu gibi görünse de yoğun etiketlenmeye yol açma gibi risklerden ötürü olumsuz özelliklere de sahiptir. Türkiye’de geniş halk kitleleri belki de ilk kez 2001 yılında sanatçı Göksel’in ‘Depresyondayım’ şarkısı ile ‘Depresyon’ kavramıyla tanışmıştı. Depresyondaki bir kadının yaşadığı zorlukları anlatan şarkının sözlerinden dikkat çeken bir pasaj ise şöyle:

‘‘Depresyondayım
Unutuldum
Aldatıldım
Sevgilimden ayrıldım
çok yalnızım’’

Bireyi depresyona iten farklı nedenler olabilir. Her depresyon öyküsü birbirinden farklı olsa da sonunda hissedilen his aynıdır ‘yalnızlık’. Birey kalabalıklar içinde kendini yalnız hissedip toplumdan soyutlanma yoluna gider çoğunlukla. ‘Normalde böyle değildi, ne oldu ki bu çocuğa/kıza, odasından çıkmaz oldu, ne bir şey yediği var ne bir şey konuştuğu. Sürekli yalnız kalmak istiyor’ şeklinde ebeveynlerin serzenişlerini duymuşsunuzdur, ilk başlarda çok önemsenmeyen bu davranış biçimleri majör depresyonun habercisi de olabilir. Peki nedir bu majör depresyon? DSM – 5 tanı kriterlerine göre majör depresyonun belirtileri şöyledir:

Birbirini takip eden iki hafta boyunca neredeyse günün büyük kısmında ortaya çıkan aşağıdaki belirtilerden en az 5 tanesinin görülmesi ile karakterizedir:

  • Depresif ruh hali, çöküntü, boşluk, çaresizlik hissi
  • İlgi ve zevk kaybı
  • Uykusuzluk ve aşırı uyuma
  • İştah kaybı ya da kilo değişikliği
  • Psikomotor hareketlerde gerileme
  • Düşük enerji
  • Kötü konsantrasyon
  • Değersizlik veya suçluluk düşünceleri
  • Tekrarlayan ölüm veya intihar düşünceleri

Depresyonu ortaya çıkaran süreci takip etmek ve erken müdahale kimi zaman zor görünse de, normalin dışında seyreden yukarıdaki davranış örüntülerinden birkaçını fark etmek dahi tedavinin süresini kısalttığı gibi bireyin topluma -yeniden- kısa sürede adapte olmasını da sağlar. Depresyonun toplumda bir etiketlenme aracı olarak kullanılması ve bireylerin basit bir içe çekilişi dahi ‘‘ne o depresyonda mısın yoksa hemen koyverme canım’’ şeklinde empatiden yoksun değerlendirmeleri beraberinde getirebilmektedir.

Peki ne yapılabilir ?

Depresyona giren bireyler için dünyanın sonunun gelmediğini hem kendimiz hissetmeli hem de bireye bunu hissettirmeliyiz.

Çevresinden sosyal destek alan bireylerin depresyonu atlatma süreleri kısalacaktır.

Bireyin her zaman güçlü olmak zorunda olduğu ile ilgili bilişsel çarpıtmalar yerine hayatında sorunlar yaşayabileceği ancak bunlara getirebildiği çözümlerin önemli olduğu mesajı verilmelidir.

Bireyin yetersizlik hissini yaşamasına neden olan konu ya da problem tespit edilmeli uygun çözüm ortaya konulmalıdır.

Bireyin depresyon sürecinde aile üyelerinin ortak hareket edişi ve bireyin iyi olmasının her şeyden daha kıymetli olduğu mesajı sağlıklı bir şekilde iletilmelidir.

Unutmayınız ki herhangi bir psikiyatrik/psikolojik bozukluğun çıkışı fark edilmediğinde ya da uygun bir yaklaşım gösterilmediğinde hasarın boyutu artmaktadır. Birey kendini daha çok izole olmuş hissedecektir. Sorunları doğru bir şekilde algılayıp küçümsemeden de abartmadan da uzak durabilmemiz dileğiyle.

Kaynaklar:

Kring, M., A, Johnson, L. S. , Davison, G., Neale, J., Anormal Psikolojisi, (Çev. Muzaffer Şahin). Onikinci Basımdan Çeviri. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

Mücahit AKKAYA

Psikolojik Danışman

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir