DÂHİLERİN PSİKOLOJİSİ: NİKOLA TESLA

Yaşadıkları zamanın ötesinde fikirleriyle tarihin dönüm noktalarında imzaları bulunan birçok kişiyi dahi olarak nitelendiririz. Bu nitelendirmelerin yanında “dâhilikle delilik arasındaki ince çizgi”yi tanımlamaktan da geri durmayız. Deha, mevcut dönemdeki alışılmış fikirleri aşan çalışmalar üretir. Bu çalışmalar insanlığın mevcut bakış açısından farklılaştıkça bıraktığı izler derinleşir ve sahibini deha olarak ünlendirir (Cloud, 2009). Dehalar yalnızca ürettikleriyle değil toplum normlarından sapan davranışlarıyla da bilinirler. Mozart’ın ünlü bestelerinden biri olan Requiemestekârın paranoid sanrılar yaşadığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Birileri tarafından zehirleneceğini düşünerek geçirdiği günlerde ortaya koyduğu bu eserde yaşadığı kuşkuların izlerini duyabilir miyiz bilinmez fakat psikolojik problemler yaşayan tek dehanın o olmadığını biliyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün de en çok etkilendiği düşünürlerden biri olan Jean Jacques Rousseau da hayatının sonlarında paranoid eğilimlerle boğuşan dehalardan biridir (Geçtan, 2015). Her birini delilikle dâhilik arasındaki ince çizgiden saptıran yaşam olaylarını merak etmekle birlikte bu yazımda 18.yüzyılın elektrik savaşlarının mağdur dehası Nikola Tesla’dan ve pek de bilinmeyen iç dünyasından bahsedeceğim.

Pek çoğumuz Tesla’yı Edison ile olan rekabetinden tanırız. Günümüzde insanları Edisoncular ve Teslacılar olarak ikiye ayıran elektrik savaşlarından bahsetmeden önce Nikola Tesla’nın çocukluk ve gençlik yıllarına değinmek yerinde olacaktır. Zira birazdan duyacaklarınızdan sonra Tesla’nın çocukluğuna inmek isteyebilirsiniz.

Kendi hayatını anlattığı makaleler dizisinde bahsettiği üzere günümüzde Hırvatistan sınırları içerisinde bulunan küçük bir kasabada yağmurlu ve şimşeklerin gökyüzünü aydınlattığı bir gece doğmuştu. Annesini gözlemleyerek büyüyen Nikola, onun evdeki basit malzemelerden ürettiği mutfak gereçlerine hep hayranlık duymuştu. Annesinin bu yaratıcılığı karşısında büyüleniyor ve büyüdükçe kendindeki inanılmaz hayal gücünün de farkına varıyordu. Bu hayal gücü sıradan bir insanın sahip olabileceğinden biraz farklı bir hal almaya başlamıştı. Henüz çocukken yaşadığı ve kâbus olarak nitelendirdiği bu durumu şöyle ifade ediyordu: “Bir cenaze ya da ona benzer sinir bozucu bir manzaraya şahit olduğumu farz edin. Sonrasında, gecenin sessizliğinde, bu görüntü gözlerimin önüne gelir ve uzaklaştırmak için ne kadar çabalasam da başarılı olamazdım. Bazen elimle bile itsem görüntü havada asılı kalırdı.” Tesla’nın yaşadığı bu halüsinasyon benzeri güçlü imajinasyonlar o dönemin psikolog ve fizyologları tarafından teşhis edilemez bulunmuştu. Tesla zamanla bu kâbusu avantaja çevirerek tasarlamak istediği makineleri zihninde inşa etmeye başlamıştı. Bu öyle bir şeydi ki zihninde makineyi tasarlıyor, tamamlıyor ve çalışmasını hayal ederek eksik yönlerini tamamlıyordu. Gençlik yıllarını annesi, halüsinasyonları ve erkek kardeşinin beklenmedik ölümünün üzüntüsüyle geçirmişti. Nikola, erkek kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tutuyordu (Tesla, 2016).

Tesla’nın gözünün önüne gelen görüntüler arasında Niagara Şelalesi de vardı. Bu doğaüstü kaynağın gücünden o denli etkileniyordu ki tüm karanlıkları aydınlatacak bir gücü ortaya atma gereksinimi de böyle ortaya çıkmıştı: Alternatif akım. Tesla, şehirleri ışıklandıran elektriği insanlığa sunan Edison’a karşı büyük bir hayranlık duyuyordu. Edison, doğru akım kullanarak şehirleri aydınlatıyordu. Fakat doğru akım ücra köşedeki bölgelere ulaşamıyordu. Tesla, Edison’la tanışma fırsatı buldu. Bu fırsat onun kaderini değiştiren an olacaktı. Edison’un şirketinde çalışmaya başlayan Tesla, doğru akımın bu sorununu çözen bir proje geliştirmişti. Fakat işler istediği gibi gitmedi. Edison, Tesla’nın sunduğu alternatif akım fikrinden hoşlanmadı ve dört bir yana alternatif akımı yeren propagandalar yaydı. Tıpkı Freud’un oedipal kompleksinde olduğu gibi baba-oğulun güç savaşı yaşanıyordu. Bu güç düellosundan hoşlanmayan baba, oğlunun hayatında derin yaralar bırakacaktı. Parasız, itibarsız ve umutsuz kalan Tesla için zor günler başlıyordu. Edison güçlü ve otoriterdi. Hiçbir şey Tesla’nın lehine gitmedi ve kaderi bir otel odasında tek başına yaşlanan deha olmaya onu zorladı.

Yaşamının son yıllarında yaşadığı otel odasında güvercinlerle ilgileniyordu. Odasına aldığı güvercinleri besliyor, hasta olanları iyileştiriyor ve onlarla sohbet ediyordu. Bir güvercini hastalandığı için günlerce ofisine gitmemişti. Güvercinleri arasında bir tanesi vardı ki oesla için çok özeldi. Tesla’ya göre bu dişi beyaz güvercin onu anlıyor ve her yere onunla birlikte geliyordu. Beyaz güvercine olan hislerini yakınındakilere bir erkeğin bir kadına olan sevgisine benzeterek anlattığında artık herkes Tesla’nın aklını kaçırdığından emindi.

Dr.Jule Eisenbud’a göre Tesla’nın çocukluk yıllarının kahramanı annesinin kaybı ile güvercinlere olan ilgisi bağlantılıydı. Tesla’nın annesinin ölümü ile doyuramadığı ihtiyaçları ortaya çıkmıştı. Bunlardan biri de kontrol edilme gereksinimiydi. Tüm bu gereksinimleri doyurmak için bilinçdışı kendisine bir yol bulmuştu: Anneyi temsil eden sembolleri hayatının merkezine koymak. Tesla bir nevrotikti ve besleyiciliği simgeleyen kuş sembolünü seçerek bilinçdışına bastırdığı gereksinimlerini dizginliyordu (Margaret, 2010). Bir dâhinin hayatı 1943’te New Yorker Otel’de son buluyordu. Elinde kalan tek şeyin aşağılanma ve hakaret olduğuna inanarak…

Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle, sevgiyle kalın.

Kaynakça

Cloud, J. (2009). Is genius born or can it be learned? TİME. http://content.time.com/time/health/article/0,8599,1879593,00.html adresinden alındı

Geçtan, E. (2015). Psikodinamik psikiyatri ve normaldışı davranışlar. İstanbul: Metis Yayınları.

Margaret, C. (2010). Zamanın ötesindeki deha:Tesla. İstanbul: Aykırı Yayınları.

Tesla, N. (2016). Hayatım,buluşlarım,düşüncelerim. (H. Güngör, Çev.) İstanbul: Olvido Kitap.

Sibel UYANIK

Psikolojik Danışman

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın