Cotard Sendromu

Kendimi artık bu dünyaya ait olmayan bir yabancı gibi hissediyordum. Sanki kalbim atmıyor, organlarım çalışmıyor, vücudum günden güne çürüyordu ve gittikçe kokmaya başlıyordu. İçimden bir ses mezarlıklarda yaşamanın daha iyi olacağını söylüyordu. Kendimi yürüyen bir ölü gibi hissetmeye başlamıştım.
Cotard sendromuna yakalanmış bir kişinin sözleri kulağa oldukça yabancı geliyor olmalı. Nadir bir şekilde görülmekte olan Cotard sendromu yürüyen ceset sendromu olarak da adlandırılmaktadır. 1880 yılında ilk kez tanımlanan Cotard sendromu adını Fransız nörolog Jules Cotard’dan almıştır. Fransız nöroloğun Mademoiselle X isimli hastası; vücudunda iç organlarının ve sinirlerinin bulunmadığını, artık bir ölümsüz olduğunu ve yaşamını devam ettirmeye gerek olmadığını düşünüyordu. Bu düşünceleri sonucunda yemek yemeyi de reddeden Mademoiselle X bir süre sonra açlık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Jules Cotard’ın bu vakayı detaylı bir şekilde incelemesi ve tıp dünyasına tanıtması sonucunda da bu sendrom Cotard Sendorumu olarak adlandırılmaktadır ( Debruyne ve ark. 2009).
Ender görülen bir hastalık olan Cotard sendromuna yakalanan kişilerde bedeniyle ilgili nihilistik hezeyanlar, kendi varlığını ve dış dünyayı reddedip yok sayma, ölümsüzlük düşünceleri, halüsinasyonlar, ağrıya karşı duyarsızlık gibi belirtiler görülmektedir. Hastaların vücutlarının veya organlarının bazılarının öldüğüne inanmaları ile ölümsüz olduklarına dair grandiyöz hezeyanlarının bir arada olması ilginç bir durum olarak göze çarpmaktadır. (Özköse ve ark, 2010).
Cotard sendromuna sebep olan nedenler hakkında net bir açıklama yapmak ise oldukça güçtür. Nadir görülen bir durum olduğu için ve literatürde yeterli sayıda çalışma olmaması nedeniyle kesin nedenler sunulamamaktadır. Şimdiye kadar etkisi olduğu düşünülen nedenler arasında ise öne çıkan önemli verilerden birisi beyin hasarı kaynaklı olduğudur. İncelenen bir vakadaki beyin görüntüleme sonuçlarına göre, vakanın beyin işlevlerinin uyku sırasındaki beyin işlevleriyle benzer olduğu görülmektedir. Cotard sendromuna yol açan diğer bir nedenin de yaşanılan ağır travmalar olduğu düşünülmektedir(Atmaca, 2017).
Peki ya Cotard sendromunun tedavisi nasıl yapılmaktadır? Cotard sendromu tedavisi zor bir hastalıktır. Tedavi sürecinde net bir müdahale şekli belirlenmemekle birlikte bazı vakalarda farmakolojik tedavinin faydalı olduğu, bazı vakalarda ise Elektrokonvulsif Terapinin(EKT) iyi sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Tedavide bireysel terapinin ise beklenen etkiyi yaratmadığı görülmüştür. Terapilerin ilerlemesini durduran en önemli sebeplerden birinin hastanın kendisini ölü olarak gördüğü için terapinin gereksiz olduğunu düşünmesi ve terapilere devam etmemesidir.
Sonuç olarak nadir de olsa görülebilen bu sendromla karşılaştıkça tedavi çeşitleri ve literatür de bununla paralel artacaktır. Yaşarken ölmek ve ölüyken yaşamanın zorluğuyla baş edebilmenin örneklerini sunan bu hastalığın detayları da her zaman merak konusu olacaktır.

Atakan TÜRKMEN
Psikolojik Danışman

Kaynakça
Atmaca, İ.(2017). Ölümü yaşamak: Cotard Sendromu
Özköse, M. M., Havle, N., & Özgen, G. (2010, April). Cotard Sendromu: Ender Rastlanan Bir Vak’a. In Yeni Symposium (Vol. 48, No. 2).
Debruyne, H., Portzky, M., Van den Eynde, F., & Audenaert, K. (2009). Cotard’s syndrome: a review. Current psychiatry reports, 11(3), 197-202.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir