BİR AKIL KÂFİRLİĞİ: DOĞRUYU ÖĞÜTLER AMA YANLIŞI YAPARIM.

 

Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu terbiyeli olmaları söz konusu değildir.

Otomatik Portakal’dan

 

Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol felsefesiyle Mevlana,  yüzyıllar öncesinden günümüz sorununa inceden gönderme yapmış. Hani bir hikaye anlatılır. Zamanında bir imam vaazında eşlerinizin dikkat çekmemesine özen gösterin, dışarıda gezerlerken dikkat etmelerini anlatıyormuş. Sonra günün birinde hocayı çarşıda eşiyle görmüşler. Görenler çok şaşırıyor ama bir şey diyemiyormuş. Çünkü hocanın eşi vaazdakinin aksine oldukça dikkat çekiciymiş. Birisi dayanamayıp; hocam af edersiniz, geçen gün vaazda söylediklerinizden sonra eşinizi böyle görmeyi anlamlandıramadım, demiş. Hoca ise manidar bir bakışla; yakışıyor kerataya diye cevap vermiş.

Evet sevgili yetişkinler, yüzünüzdeki tebessüm daim olsun. Peki kendi hayatınıza dönüp baktığınızda imama yakınlık duyduğunuz yaşantınız oldu mu? Yetişkinler olarak çocuklara öğüt vermeyi, nasihat etmeyi, yönlendirmeyi önemsiyoruz. Peki gerçekten olması gerekenleri söylerken biz ne kadarını kendi davranışlarımızla yansıtabiliyoruz. “Yavrum bizden geçti, siz sağlığınıza dikkat edin.”, “ ben dertten içiyorum bu mereti senin ne sıkıntın var da içiyorsun bu zıkkımı.”, “ben yılların sürücüsüyüm tabi hız yapacağım, sen dikkatli sür şu arabayı.”, “ben senin annen/babanım benimle yarış mı yapıyorsun.” benzeri cümleler aslında hiç de yabancı değil birçoğumuza. Doğruyu çok iyi biliyor, öğütlüyor sıra yapmaya geldiğinde yakışıyor kerataya diyerek sıyrılıvermiyor muyuz çoğu zaman yetişkinler olarak?

Çocuklarımız yaşamın ilk yıllarında hayatı bizim sayemizde tanımıyorlar mı? Giyim, kuşam, iletişim, değerler ve meslek konusunda çocuğumuzun ilk bilgilerini oluşturan bizler değil miyiz? Yürümelerine yardımcı bir baston, doymalarına yardımcı bir aşçı, gülmelerine yardımcı palyaço oluyoruz çoğu zaman. Durum buyken söylediklerimizden çok davranışlarımızı örnek alıp bazen bizi taklit etmeye çalışmalarından doğal ne olabilir ki? Bir annenin yemek sırasında sevmediği bir yemeğe burun kıvırması ve yememesi çocuk için o yemeği kabus haline getirmesi, ya da saçları azalan babasına hayran bir çocuğun saçlarının ortasını makasla kazıyıp ben babam oldum demesi çok da şaşırtıcı olmuyor. Ergenlik döneminde ise yaşanan birçok değişimle birlikte anne babaya karşı var olan özenme ve taklit şekil değiştiriyor. Ergen bu dönemde öğüt almaktan ve anne babasına yakın olmaktansa arkadaşları ile birlikte olmayı tercih edebiliyor. Yalnız değişmeyen durum; anne babasının söyledikleri ve yaptıklarına hala dikkat ediyor hatta daha eleştirel yaklaşıyor olması oluyor. “Bana söylüyorlar kendileri yapıyorlar mı?”, “bana akıl vereceklerine kendileri önce kavga etmesin.”, “evet sigara içiyorum rahatsız da değilim ailem bilse ne olacak onlarda içiyor.” benzeri cümleler ergenlerin ağzından dökülüveriyor. Peki ya sonra?

Gelsin kuşak çatışmaları, gitsin iletişim dramları. Sonrasında yine yetişkinlik damarımız ağır basıyor. “Sen ne biçim konuşuyorsun, ben büyüğüm istediğimi yaparım.” deyip iletişimi kestirip atıyor çocuğumuzun duygularına düşüncelerine önem vermiyoruz ya da “Doğru ben yapıyorum ama sen yapma, yapmazsan sana istediğini alırım.” diye sus payı verip rüşveti meşrulaştırıyoruz. Peki sevgili yetişkinler tutarlılık bizim hayatımızda da önemli değil mi? Çalıştığımız kurumda ya da arkadaş ortamımızda söylenenler ve davranışlar birbiri ile uyuşmadığında rahatsız olmuyor muyuz? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu sözü de boşuna söylenmemiş o zaman.

Çocuk evin aynasıdır sözü de çocuğun kişiliği, gelişimi ve davranışları üzerinde anne babaların davranışlarının söylemlerinden daha fazla etkili olduğunu vurgular nitelikte, örneğin evde farklılıklara saygı duyulmayan bir yapı olduğunda çocuk bu süreci normalleştirecek, okulda ve yaşamın diğer alanlarında da kendi normalliğine göre davranacaktır. Okulda kendi normali dışında farklı bir özelliği olan, fiziksel açıdan engelli olan, farklı kültürden gelen kişilerle iletişim kurmakta sıkıntı yaşamasının, dalga geçmesinin hatta bazen zorbalık yapmasının suçunu nasıl çocukta arayabiliriz? Ya da ailesinde problem çözme stili olarak kavga etmeyi öğrenen bir çocuğun ilk karşılaştığı sıkıntıda kavga ile çözüm aramasını nasıl yargılayabiliriz? Peki, çocuğun aldığı uyarı ya da kınama gerçekten çocuğa mı verilmeli, yoksa onun bilgilerini, normalini, bakış açısını şekillendiren biz yetişkinlere mi?

Bazen davranışlarımız ve söylemlerimiz arasındaki tutarsızlığı önemsemek bile çocuklarımız için çok etkileyici olabiliyor. Bu nedenle gelecek nesillerin günümüz pusulaları yetişkinler, önce kendimizi tanıyıp kendi farkındalığımızı artırarak davranışlarımıza ve sözlerimize tutarlık kazandırarak başlamaya ne dersiniz? Konfüçyüs’ün dediği gibi bir kelime kararını, bir duygu hayatını bir insan seni değiştirebilir. Unutmayın ki siz çocuklarınız için sıradan bir insan değil hayatının merkezinde olan insanlarsınız.

Bir kelime ile kararınızı değiştirip çocuklarınız için geleceğe ışık olmanız umuduyla…

Uzman Psikolojik Danışman

                                                                                                                                 Asiye DURSUN

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir