BİLİŞSEL KURAMLARDAN GESTALT KURAMI

BİLİŞSEL KURAMLARDAN GESTALT KURAMI

Öğrenme hayatımıza ilk adımımızı attığımızda başlar diyebilir miyiz?

Davranışlarımızı oluşturan öğrenmenin genel kabul edilmiş bir tanımı yoktur. ‘’Genel olarak öğrenme, insanın içinde bulunduğu ortamda yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamından doyum alabilmesi için gerekli olan bilgilerin, deneyimlerin, görgülerin, becerilerin ve eylemlerin kazanılması süreci olarak tanımlanabilir’’.

Bilişsel yaklaşıma göre öğrenmenin temelinde bireyin algılama, hatırlama ve düşünme gibi bilişsel süreçleri yatar. Öğrenme deneyine konan organizma ‘’neyin neyle ilişkili olduğunu algılar, anlar ‘’ ve daha sonra test edildiğinde, daha önce algılamış olduğu ilişkileri hatırlar ve ona göre davranır.

Peki bilişsel yaklaşımlardan Gestalt  kuramı  öğrenmeyi nasıl açıklıyor?

Organizma dışarıdan gelen duyumlara bir şeyler katarak, yaşantıyı yeniden örgütlemektedir. Gestaltçılara göre bizler dünyayı bir bütün olarak algılarız. Bize gelen uyarıcıları birbirinden ayrılmış şekilde değil, bir arada anlamlı bütünler halinde örgütlenmiş bir biçimde görürüz.

Örneğin; uyarıcıları çerçeveler, çizgiler, renk grupları olarak değil masa, tabure, ağaç, insan olarak görürüz.

  • Gestalt psikologlar, öncelikle algılama ve problem çözme süreçleriyle ilgilenmişlerdir.
  • Öğrenme ile ilgili görüşleri algılama ile ilgili çalışmalarına dayanmaktadır.
  • Gestalt kuramcılarının öğrenme ile ilgili görüşleri algılamayla ilgili çalışmalarına dayalıdır. Onlara göre algı, bir örgütlemedir.
  • Gestalt psikologları yaşantı ve beyin etkileşimine ilişkin farklı ve birbirini bütünleyen teoriler geliştirmişlerdir.

Algıda değişmezlik: Bir kez algılanan nesnelerin şekilleri, renkleri, büyüklükleri değiştiği halde, organizma o nesneleri hep aynı biçimde algılar. Nesneleri değişik ortam ve şartlarda yine aynı şekilde algılama eğilimine algıda değişmezlik denir.

Algıda seçicilik: Algı bir seçim sürecidir. Seçici dikkat sürecinde dış dünyada olup bitenler uyarıcılar aracılığı ile algılanır. Ancak bu uyarıcıların özelliklerine göre dikkat çekmesi ve algılanması farklıdır. Uyarıcının renkli, hareketli veya ışıklı olması hemen dikkatimizi çeker, örneğin ışıltılı reklam panoları, yüksek volümlü müzikler buna örnek gösterebilir. Ayrıca kişinin ilgi alanı da algıda seçicilik oluşturmaktadır (Aç olan birisinin yemek kokusunu algılaması gibi).

 Algısal örgütlenme:

Wertheimer (1923) belli uyarıcıları bir arada nasıl gruplayacağımızı, nasıl yapılaştıracağımızı ya da yorumlayacağımızı belirleyen uyarıcı değişkenleri tanımlamıştır. Wertheimer çok sayıda algılama ilkesi belirlemiştir.

Bu algısal örgütleme yasaları:

  • Şekil-zemin
  • Yakınlık
  • Benzerlik
  • Tamamlama
  • Devamlılık
  • Basitlik ilkeleridir.
  1. Şekil – Zemin İlişkisi

İnsanın algılama sistemi şekil ve zemin arasında bir ayırım yapar. Örneğin; bu sayfada okuduğunuz yazılar şekil, arkadaki beyaz sayfa ise zemindir. Şekil bireyin dikkatinin üstünde odaklaştığı şeydir; zemin ise şeklin gerisinde, dikkat edilmeyen, algı alanına girmeyen şeydir.

 

 

  1. Yakınlık İlkesi

Organizma bir alandaki öğeleri, nesneleri birbirlerine olan yakınlıklarına göre gruplandırarak algılama eğilimindedir.

Müzikteki ritim algılaması zaman içinde birbirine değişik yakınlıklarda bulunan vuruşlara dayalıdır. Okuma, yazma ve konuşmada yakınlık ilkesini sürekli olarak kullanırız. Konuşmayı sözcükler ve cümleler arasındaki duraklamalara göre anlamlandırırız. Okumada ve yazmada da, sözcükler arasındaki ayırım ve noktalama işaretlerine göre yapılan, cümle içindeki ve cümleler arasındaki ayırım algılamaya yardım etmektedir.

  1. Benzerlik İlkesi

Şekil, renk, doku, cinsiyet vb. pek çok özellik bakımından birbirine benzer maddeler birlikte gruplanarak algılanma eğilimindedir. Benzerlik faktörü görsel uyarıcıların algılanmasında olduğu kadar, işitsel uyarıcıların algılanmasında da önem taşır. Örneğin; kalabalık, gürültülü bir yerde, karşımızdaki konuştuğumuz kişinin ses kalitesinin bir andan diğerine benzerliği nedeniyle sadece onun konuşmalarını algılarız. Oysa gürültüyü bir andan diğerine ses benzerliği olmadığı için gruplandırıp anlamlandıramayız

  1. Tamamlama İlkesi

Organizma, tamamlanmamış etkinlikleri, şekilleri, sesleri tamamlayarak algılama eğilimindedir. Organizma, bütünlük oluşturan simetrik şekillere, özetle sağlam bir Gestalt’a ulaşmayı hedefler. Örneğin; karşımızdan gelen bir çiftin tartıştığını gördüğümüzde hemen hemen çoğumuz bu olayı zihnimizde tamamlamaya gitmekteyiz.

  1. Devamlılık (Süreklilik) İlkesi

Algı alanında bulunan ve aynı yönde giden birimler birbiriyle ilişkili görünme eğilimindedirler. Bu eğilim süreklilik olarak isimlendirilir.

  1. Basitlik İlkesi

Organizma, basit ve düzenli bir şekilde organize edilmiş şekilleri algılama eğilimine sahiptir

 

Gestalt psikologlara göre beyin, bilinçli yaşantıyı yaşantıyı geçirdiğimiz sırada anlamlandırmakta, organize etmekte ve bize ulaştırmaktadır. Diğer bir deyişle beyin aktif olarak duyusal uyarımları organize edilmiş bir şekilde bilgiye dönüştürmektedir.

Gestaltçılar aktif zihin gücüne inanmakta ve bu gücün de kalıtım yoluyla belirlendiğini savunmaktadırlar.

 

Büşra Yılmaz

      Pamukkale Üniversitesi

      Psikolojik Danışma ve Rehberlik

  1. Sınıf Öğrencisi

 

 

Kaynaklar:

  1. Cüceloğlu, D. (2007). İnsan Ve Davranışı. İstanbul: Remzi Kitapevi.
  2. Senemoğlu, N. (2012). Gelişim, öğrenim ve öğretim. Ankara: Pegem Akademi.
  3. Yılmaz, M. (2009). Öğrenme ve Bilgi İlişkisi. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, 29, 173-191.
  4. https://tr.wikibooks.org/wiki/Gestalt_kuram%C4%B1 (23.11.2017)

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir