Acılarla “YAS”amak…

Biricik oğlu hastalanıp ölen anne, oğlunun cesediyle deli gibi sokaklarda dolaşıp her rastladığı insandan oğlunu yaşama geri döndürmesi için yardım istemiş. Sonunda bu mucizeyi gerçekleştirebilecek tek kişi Budha’dır diyen bir bilgeye rastlamış. Anne Budha’ya gitmiş ve oğlunu yaşama geri getirsin diye ona yalvarmış. Budha, anneyi dinlemiş ve şöyle demiş: “Senin acını sona erdirecek tek bir yol var, şehre in ve acının yaşanmadığı her evden bir hardal tohumu al ve hepsini bana getir.” Anne şehre koşar, kapı kapı dolaşır, ancak acının henüz yaşanmadığı bir ev bulamaz ve anlar ki acıdan özgürce ayrılmanın tek ve berzah yolu oğlunun ölüsüyle vedalaşmasıdır (Tibet Hikâyesi).

Yaşam serüveninde baş etmesi zor acılar ve travmalar mevcuttur. Bunlardan biri ve en somutu da yaşanılması kaçınılmaz olan ölümdür. Ölüm sonrası gösterilen doğal, evrensel ve normal tepkiye de yas denir. Yas kavramının tanımını ilk olarak 1917 yılında Freud şu şekilde yapıyor: “Yas; sevilen bir yakının veya ülke, özgürlük, bir ideal gibi düşünsel-soyut, bazı değerlerin kaybına karşı gelişen bir reaksiyondur. Yasta depresyonda olduğu gibi kendine saygıda bir bozulma yoktur ama diğer belirtiler melankoli (depresyon) ile aynıdır. Yasta kişi dünyayı boş ve zavallı görürken, depresyonda kendisini boş ve zavallı hisseder.”

Yasın yoğunluğu ve süresi kültürel gruplar arasında ve kişiden kişiye belirgin farlılık gösterir. Bu süreyi ve yoğunluğu belirleyen birçok faktör vardır. Bu faktörler; kişinin kişilik özellikleri, bağlanma biçimi, genetik yapı, yaş, genel salık durumu, dini ve kültürel kimliği, sosyal desteği, kayıp sayısı, ölen kişi ile olan ilişkinin yapısı ve ölüm şekli şeklinde sıralanabilir. Ölüm acısının, yas sürecinin tipik olarak görülen dört temel aşaması vardır:

  1. Uyuşma ve şok: Genellikle ilk zamanlarda görülür ve kısa sürer. Genellikle insanların cenaze ve hazırlıkları süresince iş görebilmelerine yardımcı olur.
  2. İnanmama ve inkâr: Kişi ölümü/kayıp gerçeğini bir süre reddederek hiçbir şey olmamış gibi davranabilir.
  3. Arzu etme: Kaybedilen kişinin geri dönmesi arzu edilir ve beklenir.
  4. Çaresizlik: Kayıp gerçeğinin kabullenilmesi ve sonuçlarının anlaşılmasıyla hissedilen çaresizlik yas tutma sürecinin önemli bir parçasıdır.
  5. Kabullenme ve hayatı düzenleme: Bu dönemde ölüm/kayıp gerçeği artık kabullenilmiştir.

Yas sürecinde sizi dinleyip, anlayan ve size destek olan kişilerle (aile, yakın akrabalar, arkadaşlar) vakit geçirmek çok önemlidir. Yine aynı şekilde temel ihtiyaçlarımızı (Yeme-içme, uyku vb.)  karşılamayı da ihmal etmemeliyiz. Yas dönemini atlatmak uzun süre alabilir (3-4 aydan bir seneye kadar sürebilir); bu yüzden kendinize yas tutabilmek için zaman vermelisiniz. Bastırılan ve tutulmayan yas bu sürenin çok uzamasına ve kişinin normal hayatın akışına dönememesine neden olur. İşte bu durumlarda uzman desteği almalısınız. Bireysel terapi/danışma alabilir yada destek gruplarına başvurabilirsiniz. Özellikle kaybın özel günleri (Doğum günü, sevgililer günü, anneler-babalar günü, ölüm yıl dönümü) kritik dönemlerdir bu dönemler zor geçebilir onun için güvendiğiniz iletişiminizin kuvvetli olduğu kişilerle birlikte geçirmeniz tavsiye edilir.

Kaybı kabullenmek çok kolay olmayabilir bu süreç çok uzunda olabilir. Klasik psikanaliz bu sürecin bir yıl sürebileceğini söyler. Yasın bitmesi demek onu unutmak anlamına gelmez. Kayıpla birlikte yaşamayı öğrenmek; hayata kaldığı yerden aynı enerjiyle devam etmek demektir. Bu süreçte ilaç ya da madde kullanımından (alkol, sigara vb) uzak durulması önerilmektedir. Sabırlı olup bu sürecin zaman aldığını ve acı hissetmemizin normal oluğunu bilmemiz gerekir. Zamanla bu duygular azalıp tekrar normal yaşam akışına döneceğimizi bilmemiz gerekir.

Unutmayın! Ölüm Goethe’nin de dediği gibi hiçbir zaman iyi karşılanan bir misafir değildir.

 

Ömer ZENGİN

Uzman Psikolojik Danışman

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir