Anne Baba Lütfen!

“Hep düşünüp durmuşumdur, büyükler çocukluk yaşamlarını anımsadıkları zaman ne güçte bir coşku duyarlar varlıklarında. Yaşam, onu ne güçte bağımsız yaşarsak, o güçte bir derinlik çizer bizde.”                                                                                                         Kemal DEMİREL

Her dört ebeveynden beşinin ortak gayesi çocukları için iyi bir gelecek çizmek ve çizdikleri bu gelecek kalıpları içerisinde çocuklarının hareket etmesini beklemektir. Coğrafi ve kültürel olarak bu durum değişiklik göstermekle birlikte ebeveynlerin çocuklar üzerindeki beklenti ve ebeveynliğin getirmiş olduğu “çocuk için her şeyi ben bilirim” anlayışı yoğunluğu değişmekle birlikte tüm kültürlerde bulunmaktadır. Tüm bunlar ışığında açıkça söylenebilir ki ebeveynler, çocuğun doğduğu ilk andan itibaren yarattığı şema, anı, fikir ve duygularının ilk şahidi ve en önemli belirleyicisi olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Freud’un erken çocukluk yaşantılarının bireyin kişilik yapısını etkilediği görüşü, onu takiben Adler’in ilk/erken anıların bireyin yaşam biçimi ve hayata bakışını etkilediği görüşü ebeveynlerin ve erken dönem yaşantılarının çocuk üzerindeki etkisine ışık tutmaktadır. Erken çocukluk deneyimlerinin bireyin yaşamı üzerine olan etkisi ruh sağlığı alanında çalışan birçok uzman tarafından kabul edilmiştir. Bu konu üzerinde duran Michigan Üniversitesi’nden Edelstein ve Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Chopik çocukluk döneminde ebeveynden algılanan desteğin bireyin orta yaş ve yaşlılık dönemlerine olan etkisini incelemiştir. Çalışmada, ulusal düzeyde temsili iki örneklemde, erken bakım verene yönelik algı ve depresif belirtiler ile fiziksel sağlığın orta ve ileri yaştaki yetişkinlik dönemleri arasındaki ilişkileri üzerine durulmuştur. 16 ve 8 yıl olmak üzere iki ayrı örneklemde yürütülen boylamsal çalışmada algılanan destek her iki ebeveyn için ayrı ayrı “Sorunlarınızı ve endişelerinizi ne kadar anladı? “Seni rahatsız eden şeyler hakkında ona ne kadar güvenebilirsiniz?” “Ne kadar sevgi ve şefkat verdi?” “Sizin üzerinde ne kadar çaba harcadı ve iyi bir yetişme geçirdiğinizden emin misiniz?” gibi sorulardan oluşan 5’li likert tipi öz bildirim anketlerinden elde edilmiştir (Chopik ve Edelstein, 2018).

Araştırma sonucuna göre algılanan anne-baba ilgisi arttıkça bireyler kendilerini daha sağlıklı olarak görmekte, kronik hastalıklara sahip olma oranları düşmekte ve daha az depresyon içerisinde bulunmaktadır. Üstelik araştırma sonuçları bu bulguların zamana dirençli olduğunu, erken yaşam deneyimlerine ilişkin anıların etkisinin zaman içerisinde, üstelik orta yaş ve yaşlılık dönemlerinde dahi devam ettiğini ortaya koymuştur. Dikkati çeken bir diğer sonuç bireylerin hatırladıkları ve algıladıkları desteğin en çok anneden geliyor olmasıdır. (Chopik ve Edelstein, 2018). Kültürlerde genellikle çocuk bakımı için anneye biçilen rol, annenin ilk bakım veren olması gibi durumlar bireylerin çocukluk dönemi anılarında da yer edinmiş gibi gözükmektedir.

Tüm bu bilgiler ışığında araştırma sonuçları dikkatlice okunmalıdır. Çocukların en önemli sosyal, psikolojik deneyimlerinin oluştuğu aile ortamının, onların sevgi, ait olma ihtiyaçlarını karşılayabilen, olumlu, tutarlı ve demokratik yapıda olması oldukça önemlidir. Nitekim araştırma sonuçlarının da gösterdiği üzere çocuğun aldığı ve algıladığı ilgi, sevgi, olumlu anılar yaşamı boyunca heybesinde taşıyacağı bir enerji olacaktır.

Dikkate değer diğer bir nokta bireyin yaşamına etki eden çocukluk anıları ve ebeveyn desteğinin var olan değil algılanan tarzda olmasıdır. Bakıldığında ebeveynler tarafından sağlanan olumlu şartlar, demokratik tutum çocuk tarafından olumsuz olarak hatırlanıyor ve algılanıyorsa bu durumda aslında olumlu yaşantılar her zaman olumlu etkiler bırakmamaktadır. O sebeple aile içi iletişimin yüksek olması, çocuğun verilen desteği anladığından ve algıladığından emin olunması gereklidir. Ergenlik dönemi ile birlikte bağımsızlığını eline alması beklenen birey, bu dönem öncesine kadar anne ve babanın denetimi altındadır. Kısacası olumlu ebeveyn desteğinden de, olumlu anılar oluşturmaktan da ebeveynler sorumludur.

Araştırma sonuçlarının verdiği mesaj kenarda durmakla birlikte ne yazık ki günümüz ebeveyninde çocuğun başarısı doğrultusunda ebeveyn desteğini vermek gibi oldukça yanlış bir tavır gözlenebilmektedir. Çocuğunun ders, sportif faaliyet vb. başarıları karşısında artan miktarda süregelen ebeveyn desteği başarısızlık karşısında yerini tahammülsüzlüğe bırakmakta, aileler adeta çocuklarından vazgeçmekte, onları bir kenara atmaktadır. Çocuklar bu azalan destek ve ilgisizlik karşısında çeşitli olumsuz davranışlar sergilemekte veya daha az mutlu anılar biriktirmek durumunda kalmaktadır. Uç durumlarda (ne yazık ki gözlendiği kadarıyla bu durum oldukça yaygındır) çocuk ilgi çekmek ve anne babadan destek alabilmek için psikosomatik tepkiler verebilmekte,  bile isteyerek kendine zarar vermekte veya verdirmektedir. Baş ağrısı, ateş yükselmesi, bayılma, halsizlik gibi bedensel tepkilerin ardında “Anne, baba ben buradayım” mesajları gözlenebilmektedir. Çocuğunun nasıl hissettiğini sormayan, bilmeyen, farkında olmayan ebeveynler tüm notlarını, tüm derslerini ezbere bilmektedir. Çocuğu kendi ölçütleri içerisinde doğru ve başarılı işler yaptığında alkışlayan eller tam tersi durumda birer tokata dönüşüp çocukta kalıcı olumsuz izler bırakmaktadır.

Bir diğer durum da yaygın olarak gözlenen “yapay ebeveynler”dir. Yapay ebeveynler çocuklar ile oldukça fazla vakit geçirmekte, onlar her istediklerinde yanlarında olabilmektedir. Çocuklar, istedikleri her şeyi bu tip ebeveynlerle elde edebilmektedir. Bilgisayar, telefon, tablet, televizyon olarak adlandırabileceğimiz bu ebeveynler çocukların her türlü olumlu olumsuz bilgiye ulaşmasını sağlarken, sevgi, ait olma, güvenlik gibi ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksundur. Kendi anne babasının vermediği destek ve imkanları çocuk yapay ebeveynlerle gidermeye çalışmaktadır. Bu durum çocukta yoğun bir boşluk oluşturabilmektedir. Erken yaşlarda çocuğu ile ilgilenme fırsatı yaratmayan veya yaratamayan ebeveynler, yapay ebeveynlerin büyüttüğü çocuklarının büyümeleri ile yaşadıkları olumsuzluklar ve çocukları karşısında şaşırmakta, öfkelenmekte, çocuklarından adeta vazgeçebilmektedir. Bilinmelidir ki çocuğun kendini gerçekleştirebilecek bir birey olabilmesi isteniyorsa, çocuğa verilecek bakım ve destek ertelenmemeli, çocuğun gelişim görevlerinden geçtiği bilinmelidir.

İleride öznel iyi oluşu, psikolojik sağlamlığı yüksek, karakterli, mutlu bireyler yetiştirmek isteniyorsa şefkatli bir yaklaşımla huzurlu bir aile ortamında çocuklar yetiştirilmelidir. Ebeveynler çocuğu ile etkili iletişim kurabilmeli aynı şekilde aile içi eşler arasındaki iletişim de etkili olmalıdır. Çocuğun her koşulda dinlendiğini bilmesi problemleri ile de baş edebilmesini kolaylaştıracaktır.

Cüceloğlu (2016) “Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur.” derken aslında yürütülen çalışmaya da bir ışık tutmaktadır. Ebeveynler mutlu bir çocuk, mutlu bir ergen, mutlu bir genç hatta ve hatta mutlu bir ihtiyar yaratmak istiyorsa çocuklarının farkında olmalıdır. Çocuklarını dinlemeli, gelişimi için büyük önem arz eden oyun için yönlendirmeli, aile tartışmalarını çocuğun gözü önünde yapmamalı, şiddete başvurmamalıdır. Çocuklar başkaları ile kıyaslanmamalı, çabaları takdir edilmelidir. Yaşadıkları olumsuzluklar karşısında pes etmemeyi, zorlukların önemini anlamalı, zorluklar karşısında sorumluluk alabilmeyi öğrenmelidir. Belki de en önemlisi çocuğun yaşı ne olursa olsun sevgiyi hissedebilmelidir.

Söylenen tüm sözlerden sonra elbette hiçbir birey gibi ebeveynler de her şeyi mükemmelleştirecek sihirli bir değneğe sahip değildir. Anne-babanın kendi ruh sağlıklarının iyi olması, mutlu ve huzurlu olması bir o kadar önemlidir.  Kendisi mutlu olmayan birey başkalarının mutluluğuna da olumlu etki bırakamayacaktır. Çocukluk ile yaşlılık arasında bağlanan ipliğin bir ucu ebeveylere aitken diğer ucu çocuğun kendisinde olacaktır. Çocuklukta sağlam ilmeklerle bağlanan ip, yaşlılıkta savrulsa bile kopmayacaktır.

Şükrü Erbaş’ın (2016) da ifade ettiği gibi “Çocukluk, insan ömrünün, bütün mevsimlere rengini veren ilk yazıdır.”  İlk yazları çiçeklerle kaplı çocuklar dileğiyle…

 

Okan USLU

Psikolojik Danışman

 

Kaynakça

Chopik, W. J., Edelstein, R. S. (2018). Retrospective memories of parental care and health         from mid- to late life. Health Psychology, s.1-10. Erişim Adresi:  http://dx.doi.org/10.1037/hea0000694

Cüceloğlu, D. ( 2016, 12 Mayıs). Doğan Cüceloğlu: Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Sözcü. Erişim adresi: http://www.sozcu.com.tr

Demirel, K. (2009). Piano piano bacaksız. İstanbul: Pupa Yayınları.

Erbaş, Ş. (2016). İnsanın acısını insan alır. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi.

 

Görsel Kaynakça:

  1. https://ptzgovorit.ru/news/sociologi-uznali-s-chem-u-rossiyan-associiruetsya-semya
  2. https://www.visitasilomar.com/special-offers/specials-packages/lodging-specials/family-fun-package/
  3. http://erzurumportali.com/shf/2050/cocugum-telefon-bagimlisi
  4. http://hesed.info/blog/person-remembering-the-past.abp

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir